meyontheroadforphoto etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
meyontheroadforphoto etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Ekim 2014 Çarşamba

VERONA (romeo&guilietta)



Floransa'dan Verona'ya tranle yaklaşık 1.5 saat süren bir yolculukla varıyorum. yorgunluk artık kendini iyice hissettiriyor ve uyuyup kalıyorum bir süre. Verona istasyonunda çok eski bir dost Novella karşılıyor beni. En son İstanbul'da görüşmüştük 3 yıl önce. Ne şanlıyım ki 3 gün kalacağım evi merkezde ve Jüliet'in evine de çok yakın. Önce çantalarımı bırakıyorum, sonra biraz dinlenirken bana hazırlanan güzel aperatifleri atıştırıyoruz. Akşam yemeği öncesi biraz şehir turu yapıyoruz ki ilk durak evin 3 dk yakınındaki Jüliet'in meşhur balkonu. Akşamın bu saatinde bile yoğun bir turist kalabalığı var. Biz de bir selfie çekip yolumuza devam ediyoruz. Piazza Erbe ve Piazza dei Signoriyi görüp güzel bir akşam yemeğinden sonra biraz dinlenmek için erkenden uyuyorum.
Verona küçük bir şehir olduğundan gezilecek yerleri iyi bir planla 5-6 saatte bitirebilirsiniz. Şehrin çevresinde de küçük geziler yapmanızı öneririm. Örneğin hergün Porta Nuova tren istasyonu önündeki meydandan kalkan otobüslerle İtalya'nın en büyük ve en güzel göllerinden Garda gölüne gidebilirsiniz. Garda gölünde tekne turu yapabilirsiniz. Yine bu civardaki Sirmione, Pescheria, Malcesine, Riva del Darda gibi kasabalara da otobüsle ulaşabilirsiniz. (5 euro ) Ayrıca Gardaland eğlence parkıda keyifli bir alternatif olabilir.
Verona dört bir yanı bu gölden gelen adige nehri ile çevrili. Üzerinde çok güzel köprüler ve muhteşem manzaraları var. Nehir kenarında yürüyerek bu uzun ama keyifli rotayı tamamlarsanız dileklerinizin olacağına inanılıyor.

Görülmesi Gereken Yerler
*Casa di Guilietta
*Teatro Romano
*Arkeoloji müzesi
*la Cattesrale
*Torre di Lamberti
*Arena
*Basilica di San Zeno Maggiore
*Porta Borsari
*Porte Scaligero
*Ponte Pietra
*Piazza del Erbe
*Piazza dei Signori
*Piazza Bra
*Museo Africano
*San Pietro kalesi (şehrin panoromik manzarası)
*Duomo
*San Anastasia

Novella ile Verona da ilk ziyaret Jülyet in evi

ilk akşam aperatifi


dilekler tutuldu

jülyet in evinde aşıklar isimlerini yazıyor deftere. benim aşk pek bir anlamlı.  yüzyıllar önce ölmüş Leo 




küçük prens benim adımı yazmış... burda her aşık adını yazıyor duvara.   
hediyelik eşyaların konusu belli : romeo jülyet aşkı


elbette burda da çok yüksek bir kula buldum ve tepesine tırmandım . torre  dei lamberti 

arkamda balkon ve aşağıda Jülyetin sağ göğsüne dokunmak için bekleyen turist kuyruğu

balkon sırası feci ama tadını çıkarıcam rahatsız etmeyin

ahh Jülyet bu balkonda mı serenatları dinlemiştin 

bu bir tablo değil cep tlf dan gün batımı verona

şehri kucaklamak gerek arkamda castel vecchio


nefis bir rest. son akşam yemeğim. küçük prensim , tattoo larım ve enfes kırmızı şarabım


castel vecchio köprüsü






SİENA


bir MEY klasiği, şehir izleri ve papişlerim



Floransa'dan Verona'ya tranle yaklaşık 1.5 saat süren bir yolculukla varıyorum. yorgunluk artık kendini iyice hissettiriyor ve uyuyup kalıyorum bir süre. Verona istasyonunda çok eski bir dost Novella karşılıyor beni. En son İstanbul'da görüşmüştük 3 yıl önce. Ne şanlıyım ki 3 gün kalacağım evi merkezde ve Jüliet'in evine de çok yakın. Önce çantalarımı bırakıyorum, sonra biraz dinlenirken bana hazırlanan güzel aperatifleri atıştırıyoruz. Akşam yemeği öncesi biraz şehir turu yapıyoruz ki ilk durak evin 3 dk yakınındaki Jüliet'in meşhur balkonu. Akşamın bu saatinde bile yoğun bir turist kalabalığı var. Biz de bir selfie çekip yolumuza devam ediyoruz. Piazza Erbe ve Piazza dei Signoriyi görüp güzel bir akşam yemeğinden sonra biraz dinlenmek için erkenden uyuyorum.
Verona küçük bir şehir olduğundan gezilecek yerleri iyi bir planla 5-6 saatte bitirebilirsiniz. Şehrin çevresinde de küçük geziler yapmanızı öneririm. Örneğin hergün Porta Nuova tren istasyonu önündeki meydandan kalkan otobüslerle İtalya'nın en büyük ve en güzel göllerinden Garda gölüne gidebilirsiniz. Garda gölünde tekne turu yapabilirsiniz. Yine bu civardaki Sirmione, Pescheria, Malcesine, Riva del Darda gibi kasabalara da otobüsle ulaşabilirsiniz. (5 euro ) Ayrıca Gardaland eğlence parkıda keyifli bir alternatif olabilir. 
Verona dört bir yanı bu gölden gelen adige nehri ile çevrili. Üzerinde çok güzel köprüler ve muhteşem manzaraları var. Nehir kenarında yürüyerek bu uzun ama keyifli rotayı tamamlarsanız dileklerinizin olacağına inanılıyor.

Görülmesi Gereken Yerler 
*Casa di Guilietta
*Teatro Romano 
*Arkeoloji müzesi
*la Cattesrale
*Torre di Lamberti
*Arena
*Basilica di San Zeno Maggiore
*Porta Borsari
*Porte Scaligero 
*Ponte Pietra
*Piazza del Erbe
*Piazza dei Signori
*Piazza Bra
*Museo Africano
*San Pietro kalesi (şehrin panoromik manzarası)
*Duomo
*San Anastasia 


şehre indiğimde gördüğüm ilk manzara güzel sokakları -Siena 




küçük prensim hep benimle 


Siena, orta İtalya'da Toskana bölgesinde bir şehirdir
Siena'nın tarihi şehir merkezi, UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesi'ne alınmıştır.
Siena şehri özel yerel mutfağı, şehirde bulunan sanat eserleri ve müzeler ve şehirin ortaçağ görüntüsü ile çok iyi bilinmekle beraber şehirdeki Piaza del Campo meydanı ve bu meydan etrafında geleneksel olarak her yıl şehir mahalleleri arasında yapılan at yarışlarıyla (Palio) ile çok ünlüdür.(vikipedi)
Floransa’dan Siena’ya otobüsle ulaşım çok kolay. Tren istasyonu yanından otobüsler kalkmakta ve 12 euro civarında. Yaklaşık 45 dk süren yolculukta bol bol yeşil ovaları seyredip yeşile doyuyorum. Benim güzel  İstanbulumda göremediğim yeşile. Siena2da 4 gün kalmayı planlıyordum ancak Floransamı öyle özlüyorum ki günübirlik gezip akşamına Floransa’ya dönüyor hatta bununla da kalmayıp otobüsten iner inmez ilk dövmemi yaptırmaya koşuyorum. Elbette şehrin sembolü “il giglio” yaptırıyorum ve adımın baş harflerini “mm”
Siena’yı çok detaylı gezmedim. Çünkü tekrar gelmeyi ve daha uzun süre kalmayı planlıyorum. Ancak klasik bir turistin görmesi gerekenleri görüyorum. Sokaklar evler harika. Özellikle buradaki her sokağın (mahalle) ayrı bir bayrağının olmasına bayılıyorum. Keşke bizim şehirlerimizde de olsa. Düşünsenize 61 farklı bayrak ki o şehrin sembolü :)
burada 17 adet var.
meşhur at yarışları :
Palio di Siena ya da yerel olarak kısaca Il Palio, İtalya'nın Siena kentinde her yıl 2 Temmuz ve 16 Ağustos günlerinde olmak üzere iki kez düzenlenen geleneksel at yarışı oyunlarıdır. Bu yarışlarda her bir at ve binicisi şehrin Contrada adı verilen 17 semtinden birini temsil eder. Yarış boyunca büyük bir insan topluluğu yarış atlarını izler. Her yıl bu popüler yarışı izlemek için Siena kentine dünyanın her yanından binlerce turist gelir.
Yarışa katılan tüm at ve biniciler temsil ediyor oldukları semtin renklerine ve simgelerine uygun olarak giyinirler: Aquila (Kartal), Bruco (Tırtıl), Chiocciola (Salyangoz), Civetta (Baykuş), Drago (Ejderha), Giraffa (Zürafa), Istrice (Kirpi), Leocorno (Tekboynuz), Lupa (Dişi kurt), Nicchio (Deniz kabuğu), Oca (Kaz), Onda (Dalga), Pantera (Kara Panter), Selva (Orman), Tartaruga (Tosbağa), Torre (Kule) ve Valdimontone (Montone olarak kısaltılır)14. yy. dan beri bu yarışlar varmış ve ilk başlarda boğa- eşek- katır gibi farklı hayvanlarla yapılırken günümüzde atlarla oluyor.

Gezilecek önemli noktalar
*Tarihi Şehir Merkezi (Ki Unesco Dünya Mirası Listesindedir)
*Torre Piazza Del Campo
*Siena Üniversitesi (1240 Yılında Kurulmuş Bu Tarihi Okul Görülmeli)
*Palazzo Public
*Duomo
*Sanat Galerileri
*Palazzo Salimberi
*Palazzo Comunale
* ve elbette MEY klasiği kendinizi şehrin ara sokaklarına bırakın ve kaybolun. Endişe etmeyin kime sorsanız asıl meydana çıkacaksınızdır. Ne demişler tüm yollar Roma’ya çıkar J en kötü Roma’dan dönüş yaparsınız.

İtalya’da ve ya herhangi bir yerde ben yerel tatları denemeden asla dönmüyorum ve açıkcası klasik bir Türk mantığında olmayıp herşeyi yiyebilen ben ezme bademden yapılmış Ricciarelli biskiüleri, zencefilli çörekleri ve “ oto” adlı bal, badem ve karabiberli tatlı şekeri Siena’ya özel bu tatları denemeden dönmeyin diyorum. Ayrıca mevsimsel kestane şekerlemeleri ve 1 Kasım Santi Festivali için özel çörek birçok İtalyan şehir ekmek ve pasta dükkanlarında satılmaktadır. Buraya geldiğinizde bunlardan mutlaka yemelisiniz ve  herşeyin yanında elbette nefis Toscana şarapları ile limoncello içmelisiniz.

29 Ağustos 2014 Cuma

GEZGİNLER İÇİN FOTOĞRAF İPUÇLARI




* Roma 2009 by MMEY



Bana en çok sorulan sorulardan biri, “seyahat fotoğrafçılığı” ile “hangi kameranın alınması” gerektiği sorusu… Diğeri de, “Gezimde/seyahatimde nasıl fotoğraflar çekebilirim?” sorusu… Bu sorular için bir sayfa yer vermek sanıyorum yeterli olmayacaktır. Ancak yine de bir yerden başlamak gerek diyerek bu yazıyı yazmaya karar verdim. aslında her şey bir gezgin arkadaşın "Küba'ya gideceğim ve nasıl fotoğraflar çekeceğimi bilmiyorum, yardım eder misin MEY? " demesiyle başladı. 

Yazıyı kesinlikle konuya dair hiçbir fikri olmayan ve sadece “gezerken birazda anı fotoğrafı çekeyim istiyorum” diyen gezgin dostlar için  yazdığımı unutmayın. 

Bu yazıda seyahat fotoğrafçılığı, gezi fotoğrafçılığı, sokak fotoğrafçılığı hakkında  birazcık kısa bilgiler de bulacaksınız. 

*Hangi Kamera? 

Birincisi gerçekten sizin için hangi kamera uygunsa, ona karar vermelisiniz ve bunu en iyi siz bilebilirsiniz çünkü nasıl seyahat edeceğinizi, seyahat ederken ne kadar fotoğraf çektiğinizi elbette en iyi siz biliyorsunuz. 
Benim gibi her şeyi çeken ve küçük bir Japon yutmuş gibi her anı kaydetmeye çalışan ve bunu istem dışı yapan biriyseniz öncelikle geçmiş olsun, çünkü fotoğraf çekerken aslında bir taraftan da gerçek hayatı kaçırıyoruz, hep vizörden bakıyorsunuz ve bu vizör maalesef göz gibi algılamıyor her şeyi.
 Ben bu yüzden zaman zaman otokontrolümü devreye sokuyorum ve çok fazla fotoğraf çektiğimde bilinçli olarak kamerayı bırakıyorum.  Fotoğrafsız bir şekilde o çevreyi, o anı yaşamaya çalışıyorum. Başarılı oluyor muyum? Hayır! Bu kez de telefon devreye giriyor ve (sizlerin de bildiği gibi instagramı çok yoğun bir şekilde kullanıyorum anlık fotoğraflar için) böyle durumlarda da hemen telefonumla fotoğraf çekmeye maalesef devam ediyorum. Maalesef diyorum çünkü gerçekten her zaman her yerde fotoğraf çekmek dediğim gibi anı da kaçırmanıza neden oluyor. Sosyal ortamlarda, bir grupla ya da arkadaşlarınızlaysanız, (değilseniz bile öyle grupları ve onlarla olan iletişimi kaçırmanıza neden oluyor) bu çok itici olabiliyor.

*Yani eğer çok fazla fotoğraf çekmiyorsanız, sadece gittiğiniz seyahate dair kendinizin de içinde olduğu kareler, anlar, belgeler- “Bakın Paris’e gittim, Eyfel’in yanında fotoğrafım var”- gibi fotoğraflar çekiyorsanız çok ciddi kameralar, lensler almanıza, onlara deli gibi paralar vermenize  gerek yok. Cep telefonuyla da halledersiniz, çünkü sizler büyük posterler yapmayacaksınız bunu ve artık cep telefonları inanılmaz güzel fotoğraflar çekiyor zaten.


* Ayrıca hemen bu örnekte olduğu gibi çok basit sanılan bir kamera ile de zor bir ortamda ödül alabilecek fotoğraflar çekmeniz mümkün.  Bu fotoğrafı  çektiğim anı çok iyi hatırlıyorum. Prag gezimde (2009) bir ortaçağ gecesindeydim ve turistliğin tadını çıkarıyordum. Mekan da atmosferi de çok güzeldi. Ve sadece mum ışıklarıyla aydınlatılmış bu yeri hayranlıkla seyrederken kameramın yanımda olmayışına bir an çok üzüldüm ama   çantanın içindeki turistlik kameramı anımsadım ve  efsane  emektar 350 d yi çıkardım biraz dolaştım. O gece çok güzel karelerle döndüm. Bu kare de özellerindendir. Hem önemli bir müzayede de  yer aldı. Hem çok fazla ödül. Fiap ödüllü ve özel bir koleksiyon eseri de basit görülüp önemsenmeyen bir kamerayla çıkabiliyor bilin istedim. (ki sizler gezginsiniz ve anı fotoğraflarınızı oluşturuyorsunuz)

 Düşünülenin aksine, o çok iyi kameraları aldığınızda çok iyi fotoğraflar çekemezsiniz, öncelikle bunu söyleyeyim. Böyle yanlış bir düşünce var. Ne kadar iyi bir kamera alırsanız o kadar iyi bir fotoğraf olmuyor. Siz çok basit bir kamerayla da (bir telefon kamerasıyla da) çok çok iyi fotoğraflar çekebilirsiniz. Buradaki tek fark, baskıda ne olacağı ve zaten dijital fotoğraflar genelde basılmıyor, facebook, instagram gibi sosyal ortamlarda sadece paylaşılıyor. Bunun için dediğim gibi küçük kompakt bir kamera da yeterli. 

 sonuç : küçük, hafif ve hatta compact yani nesil kameralar

 Sırt çantalı bir gezginseniz büyük kamera ve lensler zaten işinizi zorlaştırıp çantanızı ağırlaştıracaktır. Bu yüzden her zaman küçük, ergonomik, hafif ve her koşulda size iyi fotoğraflar sunacak kameraları tercih etmeniz gerekecektir.

Son günlerde zaten popüler olan hepinizin de bildiği gibi küçük fakat işlevi çok büyük olan hafif kameralar var. (isim reklam olacağından vermiyorum ama büyük ikilinin web sitesini ziyaret edebilirsiniz :))



 * Başka Neleri Unutmamalısınız?  

   Sevgili gezgin dostlar öncelikle yanınıza bol bol yedek memory cardlar almanız gerekiyor.  Boş bir hard disk almanız da gerekir çok fotoğraf çekecekseniz. Bunun dışında internetten de fotoğraflarınızı depolayabileceğiniz özel programlar var. Acil durumlarda hayat kurtarıyor. Tabi ki bunun yine altını çiziyorum ki siz nasıl bir fotoğraf çekiyorsunuz gezide, tamamen buna bağlı. Yani gittiğiniz bir yerde yüz kare fotoğrafla da dönüyorsanız tüm bunlara elbette gerek yok.  Her şeyi bol bol çekip, her anı kaydediyorsanız bol kartlar ve hard diski yanınızda götürmenizi öneriyorum.

sonuç :yedek kartlar - hard discler vb.




Seyahat fotoğrafçılığında anı yaşadığınız durum çok hızlı olacağından ve kurgusal bir fotoğraf olmadığından -ki bir stüdyo ortamında değilsiniz- her ne kadar planlı çekimler de yapsanız bazı sürprizler sizi bekleyebilir. Daha geniş bir alanı çekerek içindeki anı da kaçırmazsınız. Ayrıca nerede olduğunuzu gösteren kanıtlara ihtiyaç vardır. Bu nedenle geniş açıda bol bol kareler çekmenizi öneririm. çünkü unutmayın sadece içinde sizin olduğunuz kareler değil gezdiğiniz yerlere ait bilgi veren geniş kadrajlı kareler de çekmelisiniz. 



                           
                            * Western Australia  2013 by MMEY


  *Peki Hangi Lensler Olmalı?

 Küba’ya gideceğini ve gerçekten bunun için çok heyecanlandığını, güzel kareler çekmek istediğini  söylediğinde, Küba’da çekebileceği  renkli arabalar, rengarenk kıyafetli puro içen kadın portreleri   oluştu birden zihnimde. (çünkü herkes gidip aynı kareyi çekiyor ve bu sıkıldığım bir klasik.) elbette farklı karelerle gelmesini diliyorum ve lens öneriyorum. yine en az iki farklı lense sahip olmak iyidir. Geniş açılı bir lens ve elbette portreler için  teleobjektifler(200mm()70-200) ya da 85mm, 50mm, 100mm gibi kişinin tercihine göre değişen lensler.
 Fakat böyle bir şey biraz daha profesyonel kamera ve çekime girecektir. (Zaten profesyoneller hangi lens ve kamerayı alacağını biliyor.) Ama ben amatör ve gezgin dostlar için yazmıştım o yüzden daha küçük, hafif, basit kameralar için klasik olan kurtarıcı tek lens ve çok çözüm için; 18-55mm /24-105 / 28-135 / 18-200 vb gibi basit algılanan klasik lensler bence yeterli olacaktır. 
Yine de çok kafanızı karıştırmayın sevgili gezgin dostlar. Öncelikle ne alacağınızı en iyi bilen sizlersiniz. Bütçe, yaptığınız seyahat şekli ve ne fotoğrafı çekip nerede kullanacaksınız önce bir düşünün. Sonra en minik ve uygun fiyatlı o iki büyük markanın sitesine bakıp kararınızı verin.  Yelpaze geniş ama başlıklar önemli.
 Compact  kameralar -ki pek önermiyorum- yine de 2. kamera olarak yanınızda bulunabilir böylece yalnız seyahat edenler sokaktan geçenlere verip kendi fotoğraflarını çektirebilir. Hem kamera düşer kırılır ya da çalınırsa çok zarar etmemiş olursunuz. :) 

Diğeri -ki önerim bunlar olacaktır- başlangıç seviyesi olan, fiyatları da boyutları da size uygun olan kameralar. 
Üçüncü  seçenek kameraları sizlere önermiyorum. Hem ağır-büyük hem pahalı oluyorlar ve en az 2 lens almanız gerekiyor. 

Sonuç : Paranız kameranız ve taşımanıza göre buna sizin karar vereceğiniz lensleri alınız. Tek lens ile de bu sorunu çözebilirsiniz.


aşağıdaki gezgin gibi olmayın :) (3 kamera 5 lens -Bali 2012)


                                                          *Bali 2012 by MMEY




  *Ve birazda nasıl çekmeliyiz? 
  *Gezi anılarınızı anlatmak için en güzel yöntem öncelikle bölgeyi anlatan geniş açı ile çekeceğiniz fotoğraflar olmalı. Bu gittiğiniz yere dair izleyiciye bilgi verecektir.

   *Portre çekimlerinde de aynı şekilde, o bölgeye ait bir portre çekiyorsanız,  yerel kıyafet ve kimlik de 
yansıtan kare çekiyorsa  sadece modelin yüzünü kadraja sokmak yerine, önce daha geniş bir kadraja yer vermenizi öneririm. giysileri ve mekanı da katın kadrajınıza. Böylece modelin yerel giysilerini içine alacaktır ki bu da çok önemli.

Ancak saygıyı lütfen unutmayın. Etik davranmayı, fotoğrafçının yapması gereken şeyleri ki siz gezginler bunu çok daha iyi biliyorsunuz. Bir kişinin fotoğrafını çekiyorsanız, öncelikle onunla diyalog kurun. Eğer gerçekten göz göze gelip çekecekseniz, onu dakikalarca çekecekseniz, ona poz verdirecekseniz bu önemlidir. -ki ben bunları doğru bulmuyorum.- Elbette habersiz çekin demiyorum ama bu çok önemli, çok genel bir kadraj içinde bir sokak, bir metro ya da bir kalabalıkta fotoğraf çekiyorsanız evet, gidip herkesten izin almanız gerekmiyor ama bu çok uzak, genel bir açıdır, tek bir kişiye odaklanma yoktur. Ancak siz birinin karşısına geçip onu dakikalarca çekiyorsanız, sizinle göz göze geliyorsa, poz  veriyorsa elbette bu farklı bir şey ve benim çok da tercih ettiğim bir durum değil. Ama öyle durumlarda da öncelikle bir “merhaba” deyip iletişim kurmanızda, fotoğrafını çekip çekemeyeceğinizin iznini almanızda ve  diyalogdan sonra fotoğrafı çekmenizde yarar görüyorum. Bu çok daha insanî, çok daha etik, çok daha doğru bir tavır olacaktır. 

 *Ayrıca sokak fotoğrafçılığında olduğu gibi, gezi fotoğrafçılığında çok daha hızlı olmak gerekir. Bir sonraki karede belki model kalkacak, belki kafasını çevirecek, pozisyonunu değiştirecek, belki önünden bir şey geçecek ve bir anda kompozisyon, kadraj her şey değişecek. O nedenle hızlı olmalısınız.

* Gittiğiniz yerlerin kendine özel yerel yemeklerinin de fotoğraflarını çekip adlarını not etmeyi, mekanın genel görüntüsünü de çekmeyi unutmayın.

 * O bölgeye ait bir hayvan , bitki  , özel bir yapıları da çekmelisiniz.
Öncelikle genel kadraj almayı lütfen unutmayın. Daha sonra siz de elbette kadrajın içine girip bir hatıra fotoğrafı çektirebilirsiniz. 
 *Komposizyona çok dikkat edin. Kesmeyin ya da sıkıştırmayın fotoğrafı. Bu çok önemlidir. 
*Işığa çok dikkat edin. Sonra, çektiğiniz fotoğraflara baktığınızda ışık patlamaları ya da güneşi/ışığı arkanıza aldığınızda çıkabilecek siyah silüetler görmeyin elbet böyle fotoğraflarda çekebilirsiniz.
* farklı açılardan çekimler yaparak sonunda kendi tarzınızı oluşturun. eminim sevdiğiniz bir teknik bulacaksınız.
 Bunların hepsi tabi zamanla, deneyimle olacak şeyler fakat benim size önerim fotoğrafı çektiğiniz anda lütfen hepsini birlikte görün. Daha sonra gözünüz buna alışarak terbiye olacak ve refleks haline gelecektir. Kadrajı aldığınız anda tüm kompozisyon ve ışık kurallarıyla birlikte her şeyi oturtup deklanşöre basın.  Sadece bakıp hızlıca deklanşöre basmayın. Gerçekten o kadrajı vizörden gözünüzün gördüğü şekilde iyice kontrol edin; bu karede her şey yerli yerine oturuyor mu, çekmek istediğiniz şey kompozisyonda ön planda mı, arka planla kesişiyor mu ve kapatıyor mu, çekmek istediğiniz şey kadrajın içinde kayboluyor mu kaybolmuyor mu(siz vizörden bakmadığınızda ona odaklandığınız için görürsünüz, göz ona odaklanmıştır ve arka planı görmez ama fotoğrafı çektiğinizde ve bunun alan, derinlik mesafesini algılamayacak şekilde çektiğinizde hiçbir şey ön planda değildir, her şey ön plandadır ve çorba gibi fotoğraf çıkmıştır ortaya. Bu da dikkat etmeniz gereken önemli bir detaydır aslında. Alan derinliği, arka plan  bunların hepsi önemli. 
Asıl vurgulamak istediğiniz şeyi ön plana alıp, arka planı birazcık daha fluda tutarak fotoğraf çekerseniz bu seveceğiniz bir kare olacaktır.
 Örneğin Eyfel kulesinin önünde çekilen fotoğrafta amaç Eyfel kulesinin de modelle beraber görünür, net bir şekilde çıkması ve modelin ön planda olup , Eyfel kulesinin arkada kendini belli edecek bir şekilde ama biraz daha silüet, biraz daha flu olmasını sağlamak gerekir. Yoksa Eyfel kulesi net, model bir silüet hâlinde mi çekmek istiyorsunuz? Bu da  farklı bir tarz olacaktır elbet.  Zaten hangisini çekmek istediğinize karar verip, ona göre kamera ayarlarını yapıp deklanşöre basmalısınız. üzgünüm ama burada da kontrol ve karar sizde.

Sonuç : Ne çekeceğinizi bilerek çekin. Deklanşöre basmadan önce karenizden emin olun.  Çekimden sonra kontrol edin.  
Sevgili  gezgin dostlar umarım kısa öz net ve yalın bu bir kaç küçük bilgi işinize yarar. Keyifli gezileriniz olsun. ( daha teknik terimlileri de yazılacak ama sırayla)