fotoğraf etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
fotoğraf etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Mayıs 2015 Salı

küçük prens projelerime dair notlar...




Küçük Prens - TilkiM - Mey


bilen bilir , benim küçük prens hikayem diğer hikayelerim gibi kendi içinde sürmekteydi. sonra bir gün geldi ve diğerleri gibi günışığına çıkmak istedi.  
çevrilmiş tüm dillere sahip olur muyum koleksiyonumda bilemem, (onlar ki beni hatırlayan ve arasıra hatırlattığım dostlarımın getirdikleri ile benim aldıklarımdan oluşuyor - ağır ağır, bekleyerek, sabırla) 

son haftalarda nerdeyse her gün yeni bir fikir çıkıveriyor beynimin derinlerinden küçük prens e dair.. hangisini yaparım - yapabilirim bilemem ama istedim ki en azında küçük adamıma dair fikirlerim burada sizlerle paylaşılmış olsun.  hem böylelikle paylaşarak % 50 sini yapmış olurum. 

"küçük prens tenimde" fotoğraf projem devam ediyor. tüm küçük prens tattoo olanları fotoğraflamak ve güzel hikayelerini toplamak. sonrası sergiler ve  kitap. amacı tüm KP tattoo luları - hikayelerini görmek bilmek  ve sergiyi sosyal yardım projesine dönüştürüp -işe yaramak- . 
*küçük prens tenimde 

* unicef 
* içerde çocuk var projesi ( hapishanede doğan- yaşayan çocuklar için anaokulu yapılmasına destek)

* Türkçe bolca (59 yayın evi oldu son birkaç ayda) çeviriler yanında 
Osmanlı türkçesi 
karahanlı türkçesi
eski uygurca
göktürkçe
karamanlı türkçesi 
çağatay türkçesine de çevrilmesini sağlamak - desteklemek (çalışmalar başladı) 

* küçük prens çeviri kitaplarında türkçe okuma cd de bulunması 

* 1989 dan beri kullandığım Göktürk alfabesinden uyarladığım ve MEYce diye adlandırdığım alfabede küçük prens çevirisi yapmak ( devam ediyor) 

* güzel yurdumun farklı bölgelerine ait ağızlarda da küçük prens kitapları çevirmek - yayınlamak 
 tekirdağ 
 ankara 
 istanbul 
 aydın 
 gaziantep vb...

* küçük prens ormanı - parkı kurulması ( çalışmalar başladı)

* hepimizin hayali olan  küçük prens müzesi kurulması (çalışmalar başladı) 

* yayınevlerinin desteği ile küçük prens kitaplarının güneydoğu ve doğuanadoluda ortaokul öğrencilerine ulaştırılması ve  onlarla söyleşiler yapılması (çalışmalar başladı) 

*"küçük prens tenimde " fotoğraf sergimin istanbul ankara izmir dışında iç - doğu ve güneydoğu anadoluda da sergilenerek bu bölgelerde de farkındalık yaratılması (çalışmalar başladı )

tüm bu projelerim şimdilik sponsorsuz devam ediyor ve işte tam da bu nedenle biter mi ? sonucuna  amacına varır mı? bilemiyorum. ama paylaşıyorum. artık sizler biliyorsunuz. tüm bunları MEY düşündü, çalıştı ve çalışıyor biliyorsunuz. 

şimdi sevgili küçük prens seven, okuyan, bilen dostlar; güzel enerjilerinizi gönderin ve dualarınızı ki  yalnız yolculuğumu tamamlayabileyim ve yıllardır olduğu gibi işe yarayacak bir projeyi bitirebileyim.  (tıpkı yıllar önce bir fotoğrafımın bir kız öğenci yurduna dönüştüğü gibi :)

küçük prensim ve tilkim yanımda heyecanla beni destekliyor.  bu süreçte yanımda olanlara selam olsun... 
küçük prens - tilkim ve mey

ışık ve sevgiyle ,

may 15 
  

8 Nisan 2015 Çarşamba

"KÜÇÜK PRENS TENİMDE " projemin güzel hikayeleri


küçük prensiM



"küçük prens tenimde" proje çekimlerinden bir backstage
 Uzun süredir bloğuma yazı yazamıyordum yoğunluktan. Ancak bu sabah öyle güzel bir mail ulaştı ki yayınlamasam küçük prensim çok kızacaktı. Okurken mey - küçük prens ve tilkiM çok duygulandık , hatta ağladık bile.. 
"küçük prens tenimde"  fotoğraf projemin en güzel yanı  işte bu güzel hikayeleri.  Sizlerle bir tanesini aşağıda paylaşıyorum. 




* Merhaba, ben de projeye katılmayı gerçekten isterim küçük prensin benim hayatımda yeri bambaşka çünkü. Hikayenizi anlatın demişsiniz. Tam olarak nasıl anlatacağımı bilemedim. Küçük prensle tanışma hikayemi mi? 

Kusura bakmayın hemen yazamadım. Gaziantepte bir köyde öğretmenim ben. Bu aralar öğrenciler yüzünden biraz yoğundum geri dönmeyi unuttum. Siz istanbuldasınız sanırım. Ben istanbula geliyorum arada. Hikayemi de okuldan hemen gelince yazacağım size şu an okula gitmem lazım ve köy olduğu için okulda telefonum çekmiyor. Saat 1 den sonra yazacağım size kusura bakmayın tekrardan, görüşmek üzere ...

* Tekrardan merhaba :)

Öğrencilerime yarın ilettiğiniz selamınızı söyleyeceğim :) 
Ben hemen hikayeme başlayayım o zaman. Köy okulunu yazmamın ve Küçük Prensle tanışmamın temeli aynı yere çıkıyor aslında. Ben Mersinliyim ve Mersin Üniversitesinde okudum. Üniversite hayatımın en güzel tesadüfü bir vakıfla tanışmak oldu. Okula başladığım yıl içine girdim ve hala çıkmadım :) Aslında bahsetmemin bir sakıncası yok.  ....Vakfı var pek duyulmamış bir vakıf çünkü sosyal medyada paylaşım yok. 1. sınıftayken BU VAKIF ile beraber Türkiye'nin birçok yerindeki yatılı okullara gitmeye başladım. Çocuklara bilimi sevdirmeye yönelik etkinlikler yaptık, kütüphane kurduk, kitap sevgisi aşıladık, onlarla oyunlar oynadık ve onların yatakhanelerinde kaldık. Onlara akşam masallar okuduk. Ailelerinden uzakta geçirdikleri okul zamanında onlara sevgimizi ve ilgimizi verdik. Köy çocuklarının ne kadar masum olduğunu ben 4 yıl boyunca gittiğim projelerde gördüm. Bir Karadeniz projesi zamanında da Küçük Prensle tanıştım. Gittiğimiz okulların kütüphanelerine götürdüğümüz kitaplardan birisi de oydu. Boş bir etkinliğim sırasında masanın üzerinde Küçük Prensi gördüm. "Bu kitap ne güzel ya, ne bu?" dedim arkadaşlara. Üstelik sadece dışına bakarak güzel olduğunu anlamıştım :) 
hala kitabı okumayan var mı ki? dedi MEY
Arkadaşarım bana "Okumamış olamazsın dimi? dediler. Okumadığımı söyledim. Çok merak ettim kitabı. Onlar da küçükken okumuşlar ama anlamamışlar. Orda direk okumaya başladım ve daha en başında kitaba aşık oldum. Tabi ki ben bitiremeden zil çaldı ve etkinliğe gitmek zorunda kaldım. Geri döndüğümde kitap yoktu. Devam edebilmek için aradım ama bulamadım. Daha sonra Mersin'e döndüğüm zaman o kitabı aldım ve hepsini okudum. Bir öğrenci için bir kitaba 17 TL vermek zordur bilirsiniz. Ama hiç acımadım o paraya :) 2 sene önce tam da bu zamanlar Dövmemi yaptırdım. Bacağımda kuşlara ip bağlayıp uçan bir Küçük Prens var. Küçük prens benim için vazgeçilmez bir şey. Sadece sevmek değil. Her okuduğumda bambaşka şeyler anlatıyor bana. Nasıl bir ruh halinde olursam olayım beni yatıştırıyor. Vücudumda taşımam gerektiğini düşündüm hep ve 2 sene önce yaptırabildim sonunda. Neden bu model diye soruyorum kendime. Hiç düşünmeme gerek yoktu yaptırmam gerekenin bu olduğunu biliyordum. Uçan bir Küçük Prens, her yere gidebilen, özgür...

Hikayemin en önemli parçası da bu  VAKIF ta erkek arkadaşımla tanışmam oldu. Küçük prens gibi sarı :) 
O İstanbul'da ben Mersin'de ayrı kaldık. Bana bir resim çizip gönderdi. Bana ilk çizdiği resimdi ve Küçük Prensti. Arkasında da "Ayrı yerlerde iki insan, aynı yıldız" yazıyordu. Biz birbirimizden ayrıyken hep diyorduk ki "Ayrı yerlerdeyiz ama aynı gökyüzüne bakıyoruz." ve küçük Prensin Yıldızı diye bir yıldız belirlemiştik kendimize. Özlediğimizde o yıldıza bakıyorduk. Size yazdıkça aklıma gelen o günler de beni duygulandırdı sanırım :) Erkek arkadaşım bana Sahaflarda eski küçük Prens kitabı aldı kaç kez, başka dillerde :) biz bir araya gelelim Küçük Prens kitapları toplayacağız diyoruz :) İnşallah bu yaz bir araya gelip bir daha ayrılmayacağız :) 

Not: Bu VAKFI  isterseniz araştırabilirsiniz.  X.Y. ve Z. Üniversitelerinde olan bir topluluk ve tek önemsediği şey çocuklar ve bilim :) Hiçbir siyasi fikir içermez, bağışlarla ayakta durur ve amatördür. Gönüllü olarak çocukların ablası, abisi olan üniversite öğrencileri ayakta tutar bu topluluğu bir arada. Temeli de sevgidir :)

Aslında daha çok yazarım ama sanki tüm konular birbiriyle bağlantılı :) Destan yazıp sıkmak istemiyorum sizi :) Çok teşekkür ederim dinlediğiniz için. Çok güzel bir şey düşünmüşsünüz. Kolay gelsin size, görüşmek üzere :) Kendinize çok iyi bakın. Sevgilerle...

E.D.


29 Ağustos 2014 Cuma

GEZGİNLER İÇİN FOTOĞRAF İPUÇLARI




* Roma 2009 by MMEY



Bana en çok sorulan sorulardan biri, “seyahat fotoğrafçılığı” ile “hangi kameranın alınması” gerektiği sorusu… Diğeri de, “Gezimde/seyahatimde nasıl fotoğraflar çekebilirim?” sorusu… Bu sorular için bir sayfa yer vermek sanıyorum yeterli olmayacaktır. Ancak yine de bir yerden başlamak gerek diyerek bu yazıyı yazmaya karar verdim. aslında her şey bir gezgin arkadaşın "Küba'ya gideceğim ve nasıl fotoğraflar çekeceğimi bilmiyorum, yardım eder misin MEY? " demesiyle başladı. 

Yazıyı kesinlikle konuya dair hiçbir fikri olmayan ve sadece “gezerken birazda anı fotoğrafı çekeyim istiyorum” diyen gezgin dostlar için  yazdığımı unutmayın. 

Bu yazıda seyahat fotoğrafçılığı, gezi fotoğrafçılığı, sokak fotoğrafçılığı hakkında  birazcık kısa bilgiler de bulacaksınız. 

*Hangi Kamera? 

Birincisi gerçekten sizin için hangi kamera uygunsa, ona karar vermelisiniz ve bunu en iyi siz bilebilirsiniz çünkü nasıl seyahat edeceğinizi, seyahat ederken ne kadar fotoğraf çektiğinizi elbette en iyi siz biliyorsunuz. 
Benim gibi her şeyi çeken ve küçük bir Japon yutmuş gibi her anı kaydetmeye çalışan ve bunu istem dışı yapan biriyseniz öncelikle geçmiş olsun, çünkü fotoğraf çekerken aslında bir taraftan da gerçek hayatı kaçırıyoruz, hep vizörden bakıyorsunuz ve bu vizör maalesef göz gibi algılamıyor her şeyi.
 Ben bu yüzden zaman zaman otokontrolümü devreye sokuyorum ve çok fazla fotoğraf çektiğimde bilinçli olarak kamerayı bırakıyorum.  Fotoğrafsız bir şekilde o çevreyi, o anı yaşamaya çalışıyorum. Başarılı oluyor muyum? Hayır! Bu kez de telefon devreye giriyor ve (sizlerin de bildiği gibi instagramı çok yoğun bir şekilde kullanıyorum anlık fotoğraflar için) böyle durumlarda da hemen telefonumla fotoğraf çekmeye maalesef devam ediyorum. Maalesef diyorum çünkü gerçekten her zaman her yerde fotoğraf çekmek dediğim gibi anı da kaçırmanıza neden oluyor. Sosyal ortamlarda, bir grupla ya da arkadaşlarınızlaysanız, (değilseniz bile öyle grupları ve onlarla olan iletişimi kaçırmanıza neden oluyor) bu çok itici olabiliyor.

*Yani eğer çok fazla fotoğraf çekmiyorsanız, sadece gittiğiniz seyahate dair kendinizin de içinde olduğu kareler, anlar, belgeler- “Bakın Paris’e gittim, Eyfel’in yanında fotoğrafım var”- gibi fotoğraflar çekiyorsanız çok ciddi kameralar, lensler almanıza, onlara deli gibi paralar vermenize  gerek yok. Cep telefonuyla da halledersiniz, çünkü sizler büyük posterler yapmayacaksınız bunu ve artık cep telefonları inanılmaz güzel fotoğraflar çekiyor zaten.


* Ayrıca hemen bu örnekte olduğu gibi çok basit sanılan bir kamera ile de zor bir ortamda ödül alabilecek fotoğraflar çekmeniz mümkün.  Bu fotoğrafı  çektiğim anı çok iyi hatırlıyorum. Prag gezimde (2009) bir ortaçağ gecesindeydim ve turistliğin tadını çıkarıyordum. Mekan da atmosferi de çok güzeldi. Ve sadece mum ışıklarıyla aydınlatılmış bu yeri hayranlıkla seyrederken kameramın yanımda olmayışına bir an çok üzüldüm ama   çantanın içindeki turistlik kameramı anımsadım ve  efsane  emektar 350 d yi çıkardım biraz dolaştım. O gece çok güzel karelerle döndüm. Bu kare de özellerindendir. Hem önemli bir müzayede de  yer aldı. Hem çok fazla ödül. Fiap ödüllü ve özel bir koleksiyon eseri de basit görülüp önemsenmeyen bir kamerayla çıkabiliyor bilin istedim. (ki sizler gezginsiniz ve anı fotoğraflarınızı oluşturuyorsunuz)

 Düşünülenin aksine, o çok iyi kameraları aldığınızda çok iyi fotoğraflar çekemezsiniz, öncelikle bunu söyleyeyim. Böyle yanlış bir düşünce var. Ne kadar iyi bir kamera alırsanız o kadar iyi bir fotoğraf olmuyor. Siz çok basit bir kamerayla da (bir telefon kamerasıyla da) çok çok iyi fotoğraflar çekebilirsiniz. Buradaki tek fark, baskıda ne olacağı ve zaten dijital fotoğraflar genelde basılmıyor, facebook, instagram gibi sosyal ortamlarda sadece paylaşılıyor. Bunun için dediğim gibi küçük kompakt bir kamera da yeterli. 

 sonuç : küçük, hafif ve hatta compact yani nesil kameralar

 Sırt çantalı bir gezginseniz büyük kamera ve lensler zaten işinizi zorlaştırıp çantanızı ağırlaştıracaktır. Bu yüzden her zaman küçük, ergonomik, hafif ve her koşulda size iyi fotoğraflar sunacak kameraları tercih etmeniz gerekecektir.

Son günlerde zaten popüler olan hepinizin de bildiği gibi küçük fakat işlevi çok büyük olan hafif kameralar var. (isim reklam olacağından vermiyorum ama büyük ikilinin web sitesini ziyaret edebilirsiniz :))



 * Başka Neleri Unutmamalısınız?  

   Sevgili gezgin dostlar öncelikle yanınıza bol bol yedek memory cardlar almanız gerekiyor.  Boş bir hard disk almanız da gerekir çok fotoğraf çekecekseniz. Bunun dışında internetten de fotoğraflarınızı depolayabileceğiniz özel programlar var. Acil durumlarda hayat kurtarıyor. Tabi ki bunun yine altını çiziyorum ki siz nasıl bir fotoğraf çekiyorsunuz gezide, tamamen buna bağlı. Yani gittiğiniz bir yerde yüz kare fotoğrafla da dönüyorsanız tüm bunlara elbette gerek yok.  Her şeyi bol bol çekip, her anı kaydediyorsanız bol kartlar ve hard diski yanınızda götürmenizi öneriyorum.

sonuç :yedek kartlar - hard discler vb.




Seyahat fotoğrafçılığında anı yaşadığınız durum çok hızlı olacağından ve kurgusal bir fotoğraf olmadığından -ki bir stüdyo ortamında değilsiniz- her ne kadar planlı çekimler de yapsanız bazı sürprizler sizi bekleyebilir. Daha geniş bir alanı çekerek içindeki anı da kaçırmazsınız. Ayrıca nerede olduğunuzu gösteren kanıtlara ihtiyaç vardır. Bu nedenle geniş açıda bol bol kareler çekmenizi öneririm. çünkü unutmayın sadece içinde sizin olduğunuz kareler değil gezdiğiniz yerlere ait bilgi veren geniş kadrajlı kareler de çekmelisiniz. 



                           
                            * Western Australia  2013 by MMEY


  *Peki Hangi Lensler Olmalı?

 Küba’ya gideceğini ve gerçekten bunun için çok heyecanlandığını, güzel kareler çekmek istediğini  söylediğinde, Küba’da çekebileceği  renkli arabalar, rengarenk kıyafetli puro içen kadın portreleri   oluştu birden zihnimde. (çünkü herkes gidip aynı kareyi çekiyor ve bu sıkıldığım bir klasik.) elbette farklı karelerle gelmesini diliyorum ve lens öneriyorum. yine en az iki farklı lense sahip olmak iyidir. Geniş açılı bir lens ve elbette portreler için  teleobjektifler(200mm()70-200) ya da 85mm, 50mm, 100mm gibi kişinin tercihine göre değişen lensler.
 Fakat böyle bir şey biraz daha profesyonel kamera ve çekime girecektir. (Zaten profesyoneller hangi lens ve kamerayı alacağını biliyor.) Ama ben amatör ve gezgin dostlar için yazmıştım o yüzden daha küçük, hafif, basit kameralar için klasik olan kurtarıcı tek lens ve çok çözüm için; 18-55mm /24-105 / 28-135 / 18-200 vb gibi basit algılanan klasik lensler bence yeterli olacaktır. 
Yine de çok kafanızı karıştırmayın sevgili gezgin dostlar. Öncelikle ne alacağınızı en iyi bilen sizlersiniz. Bütçe, yaptığınız seyahat şekli ve ne fotoğrafı çekip nerede kullanacaksınız önce bir düşünün. Sonra en minik ve uygun fiyatlı o iki büyük markanın sitesine bakıp kararınızı verin.  Yelpaze geniş ama başlıklar önemli.
 Compact  kameralar -ki pek önermiyorum- yine de 2. kamera olarak yanınızda bulunabilir böylece yalnız seyahat edenler sokaktan geçenlere verip kendi fotoğraflarını çektirebilir. Hem kamera düşer kırılır ya da çalınırsa çok zarar etmemiş olursunuz. :) 

Diğeri -ki önerim bunlar olacaktır- başlangıç seviyesi olan, fiyatları da boyutları da size uygun olan kameralar. 
Üçüncü  seçenek kameraları sizlere önermiyorum. Hem ağır-büyük hem pahalı oluyorlar ve en az 2 lens almanız gerekiyor. 

Sonuç : Paranız kameranız ve taşımanıza göre buna sizin karar vereceğiniz lensleri alınız. Tek lens ile de bu sorunu çözebilirsiniz.


aşağıdaki gezgin gibi olmayın :) (3 kamera 5 lens -Bali 2012)


                                                          *Bali 2012 by MMEY




  *Ve birazda nasıl çekmeliyiz? 
  *Gezi anılarınızı anlatmak için en güzel yöntem öncelikle bölgeyi anlatan geniş açı ile çekeceğiniz fotoğraflar olmalı. Bu gittiğiniz yere dair izleyiciye bilgi verecektir.

   *Portre çekimlerinde de aynı şekilde, o bölgeye ait bir portre çekiyorsanız,  yerel kıyafet ve kimlik de 
yansıtan kare çekiyorsa  sadece modelin yüzünü kadraja sokmak yerine, önce daha geniş bir kadraja yer vermenizi öneririm. giysileri ve mekanı da katın kadrajınıza. Böylece modelin yerel giysilerini içine alacaktır ki bu da çok önemli.

Ancak saygıyı lütfen unutmayın. Etik davranmayı, fotoğrafçının yapması gereken şeyleri ki siz gezginler bunu çok daha iyi biliyorsunuz. Bir kişinin fotoğrafını çekiyorsanız, öncelikle onunla diyalog kurun. Eğer gerçekten göz göze gelip çekecekseniz, onu dakikalarca çekecekseniz, ona poz verdirecekseniz bu önemlidir. -ki ben bunları doğru bulmuyorum.- Elbette habersiz çekin demiyorum ama bu çok önemli, çok genel bir kadraj içinde bir sokak, bir metro ya da bir kalabalıkta fotoğraf çekiyorsanız evet, gidip herkesten izin almanız gerekmiyor ama bu çok uzak, genel bir açıdır, tek bir kişiye odaklanma yoktur. Ancak siz birinin karşısına geçip onu dakikalarca çekiyorsanız, sizinle göz göze geliyorsa, poz  veriyorsa elbette bu farklı bir şey ve benim çok da tercih ettiğim bir durum değil. Ama öyle durumlarda da öncelikle bir “merhaba” deyip iletişim kurmanızda, fotoğrafını çekip çekemeyeceğinizin iznini almanızda ve  diyalogdan sonra fotoğrafı çekmenizde yarar görüyorum. Bu çok daha insanî, çok daha etik, çok daha doğru bir tavır olacaktır. 

 *Ayrıca sokak fotoğrafçılığında olduğu gibi, gezi fotoğrafçılığında çok daha hızlı olmak gerekir. Bir sonraki karede belki model kalkacak, belki kafasını çevirecek, pozisyonunu değiştirecek, belki önünden bir şey geçecek ve bir anda kompozisyon, kadraj her şey değişecek. O nedenle hızlı olmalısınız.

* Gittiğiniz yerlerin kendine özel yerel yemeklerinin de fotoğraflarını çekip adlarını not etmeyi, mekanın genel görüntüsünü de çekmeyi unutmayın.

 * O bölgeye ait bir hayvan , bitki  , özel bir yapıları da çekmelisiniz.
Öncelikle genel kadraj almayı lütfen unutmayın. Daha sonra siz de elbette kadrajın içine girip bir hatıra fotoğrafı çektirebilirsiniz. 
 *Komposizyona çok dikkat edin. Kesmeyin ya da sıkıştırmayın fotoğrafı. Bu çok önemlidir. 
*Işığa çok dikkat edin. Sonra, çektiğiniz fotoğraflara baktığınızda ışık patlamaları ya da güneşi/ışığı arkanıza aldığınızda çıkabilecek siyah silüetler görmeyin elbet böyle fotoğraflarda çekebilirsiniz.
* farklı açılardan çekimler yaparak sonunda kendi tarzınızı oluşturun. eminim sevdiğiniz bir teknik bulacaksınız.
 Bunların hepsi tabi zamanla, deneyimle olacak şeyler fakat benim size önerim fotoğrafı çektiğiniz anda lütfen hepsini birlikte görün. Daha sonra gözünüz buna alışarak terbiye olacak ve refleks haline gelecektir. Kadrajı aldığınız anda tüm kompozisyon ve ışık kurallarıyla birlikte her şeyi oturtup deklanşöre basın.  Sadece bakıp hızlıca deklanşöre basmayın. Gerçekten o kadrajı vizörden gözünüzün gördüğü şekilde iyice kontrol edin; bu karede her şey yerli yerine oturuyor mu, çekmek istediğiniz şey kompozisyonda ön planda mı, arka planla kesişiyor mu ve kapatıyor mu, çekmek istediğiniz şey kadrajın içinde kayboluyor mu kaybolmuyor mu(siz vizörden bakmadığınızda ona odaklandığınız için görürsünüz, göz ona odaklanmıştır ve arka planı görmez ama fotoğrafı çektiğinizde ve bunun alan, derinlik mesafesini algılamayacak şekilde çektiğinizde hiçbir şey ön planda değildir, her şey ön plandadır ve çorba gibi fotoğraf çıkmıştır ortaya. Bu da dikkat etmeniz gereken önemli bir detaydır aslında. Alan derinliği, arka plan  bunların hepsi önemli. 
Asıl vurgulamak istediğiniz şeyi ön plana alıp, arka planı birazcık daha fluda tutarak fotoğraf çekerseniz bu seveceğiniz bir kare olacaktır.
 Örneğin Eyfel kulesinin önünde çekilen fotoğrafta amaç Eyfel kulesinin de modelle beraber görünür, net bir şekilde çıkması ve modelin ön planda olup , Eyfel kulesinin arkada kendini belli edecek bir şekilde ama biraz daha silüet, biraz daha flu olmasını sağlamak gerekir. Yoksa Eyfel kulesi net, model bir silüet hâlinde mi çekmek istiyorsunuz? Bu da  farklı bir tarz olacaktır elbet.  Zaten hangisini çekmek istediğinize karar verip, ona göre kamera ayarlarını yapıp deklanşöre basmalısınız. üzgünüm ama burada da kontrol ve karar sizde.

Sonuç : Ne çekeceğinizi bilerek çekin. Deklanşöre basmadan önce karenizden emin olun.  Çekimden sonra kontrol edin.  
Sevgili  gezgin dostlar umarım kısa öz net ve yalın bu bir kaç küçük bilgi işinize yarar. Keyifli gezileriniz olsun. ( daha teknik terimlileri de yazılacak ama sırayla)


  

1 Ekim 2013 Salı

Sokak fotoğrafçılığı ve süprizleri





Sokak fotoğrafçılığı ve süprizleri
Kendimi bildim bileli sokaklarda fotoğraf çekmeyi seviyor ve tercih ediyorum. Sebebi belki kendimi daha özgür ve bağımsız hissetmem,  belki de asıl anlatmak istediğim karelerin gerçeği yansıtmasını, kurgusal olmamasını istememdir. Bunu açıkcası çok da düşünmüş değilim. İçgüdüsel bir durum halinde sokak fotoğrafçılığı bana keyif veriyor. En azından şimdilik.
Aslında her işin ya da her  fotoğraf dalının kendince zorluğu var ancak sokak fotoğrafçılığını daha basit görenler için diyebilirim ki kesinlikle hiç hafife almayın. Fotoğrafın kendi gibi emek, özveri, zaman ve refleks isteyen bir dal “sokak fotoğrafçılığı”
Öncelikle teknik olarak zorlukları var. Sırtınızda ağır bir ekipman ile kalabalık içinde veya ıssız ortamda , her an karşınıza neyin çıkacağını bilmediğiniz sokaklarda düşünsel dikkat kadar fiziksel bir kuvvet de harcıyorsunuz.
Açık havada fotoğraf çekmek, doğal ışığı kontrol edememek, sokağı paylaştığınız canlıların size veya kadrajınıza olan tutumunu bilememek ve çoğunlukla müdahale edememek gibi bir çok ağır yükü var sokak fotoğrafçılığının.
Tüm bunları en aza indirmek elbette eğitim ya da bilgi kadar deneyimlemekle mümkün oluyor. Sizler her ne kadar okullu eğitimli olsanız da işi pratiğe dökmedikçe bunu çok fark edemiyorsunuz. Bu nedenle bol bol sokaklara çıkıp yürümeli, gözlemlemeli ve fotoğraf çekmelisiniz.
Ben genelde nereye ne zaman gideceğimi az da olsa planlayarak  sokağa çıkmayı tercih ediyorum.
Elbette hayatın  tümünde olduğu gibi her şeyi planlamak taraftarı değilim. Çünkü bu bazen sizin elinizde olmuyor. Çok güzel bir hava beklerken ani bir kara bulut olmayan ışık veya yağmur gibi beklenmedik hava şartlarıyla karşılaşabiliyor ya da çekmeyi planladığınız kadrajı yerinde bulamayabiliyorsunuz.
Bu bazen bir inşaat çalışması engeli, bazen  o kadrajınızın önüne park etmiş bir kamyon ya da o nesneyi bulamamanızdan kaynaklanabiliyor.
Işte bu nedenle çokta fazla plan yapmak yerine  kendinizi sokaklara, onların ruhunun rehberliğine bırakmakta fayda var sanıyorum. Benim için bir şehri tanımanın en güzel yolunu; sokakları, arasokakları ve graffitileri oluşturur.

Bilenler bilir ki ben yıllardır graffiti – (sokak resimleri-baskıları) çekiyorum. Öyle ki ilk zamanlar İstanbul’da bulamayıp sadece (bazılarınız belki hatırlar) “nuri alço” yazıları dışında graffitiye rastlamıyor bu yüzden de sadece graffiti çekmek için yurtdışına seyahatler yapıyordum. Ancak son yıllarda graffitilerin  inanılmaz derecede artışı en çok beni mutlu etti. Bunda benim graffiti sergi ve paylaşımlarımın da etkisi olduğunu bizzat grafiticilerden öğrenmenin haklı mutluluğunu yaşadım.
Mutluluk nedenim artık sadece onların fotoğrafını çekiyor olmaktan öte, sokakların bu ekspresyonist (dışavurumcu) tavrını seviyor olmamdan.

Benim bu sokak fotoğrafçılığı merakım  9 yaşındayken aldığım zenit kameramla başladı ki usta olarak ilk bildiğim Ara Güler olunca aslında muhabirlikle yakın anlamda olan sokak fotoğrafçılığıda farkında olmadan başlamış oldu.
Ben hayatın kendi elinin , ruhunun değdiği doğal an’ları yakalamayı seviyorum. Evet kurgulamayı değil de gerçek anlamda yakalamayı. Bir balıkçı edasıyla bazen saatler bekleyip tek kare çekemeden dönerken öyle bir an yakalıyorsunuz ki tüm güne tüm bekleyişe değebiliyor. Ya da tam tersi hiçbirşey yakalayamadan dönüyorsunuz.
Önemli olan herşeyi gelişigüzel çekmek değilse bir balıkçının mersin balığı yakalaması gibi mutlu olursunuz o özel kareyi çekerseniz.
Bazen bir sokaktan hızlıca geçerken (bir taşıt içinde) bir kare görürüm. O an durup geri dönmek ve aynı kareyi yakalamak istesemde bu bazen mümkün olmaz. Böyle zamanlarda gerçekten inanılmaz derecede üzülür , çoğu kez durup geri dönsemde o karenin geçmiş gitmişliği karşısında çaresiz yoluma devam ederim. Bu bazen bir grafitiyse o gece kesinlikle düşünmekten uyuyamam ve sabahın ilk ışıklarıyla aynı yere gider bulur ,çeker ve ondan sonra rahat bir nefes alırım. Bu biraz hastalıklı bir durum gibi görünebilir ama benim için yaptığım şey gerçek anlamda çok sevdiğim ,ciddiye aldığım ve tutkuyla aşık olduğum bir durum.
Sokak fotoğrafçılığıda kendi içinde bölümlere ayrılabilir. Mekanlar ve içindeki figürler, sokaktan portreler,  sadece mimari öğleri yansıtan sokak fotoğrafları, dönemi, bölgeyi, o an ki toplumsal olayları anlatan kareler gibi birçok farklı unsuru içinde barındırır , foto muhabir kareleri tadındadır. . Sokak portrelerinde genelde benim yaptığım gibi gizli çekimler olabileceği gibi( yüzleri belirgin değildir ), kişilerden izin alıpta çekimler yapanlar olabilmektedir. Ama ben izin alınıp çekilen kareleri yine de doğal bulmuyor ve pek te yakalamış tadı almadığımdan tercih etmiyorum. Ancak kişiyi tanıtıcı teknikte yüzü belirgin bir çekim olacaksa ve bu fotoğraf kullanılacaksa zaten etik olarak (yazılı) izin almak gerekiyor.

Artık teknoloji oldukça gelişti. Kameralar küçüldü, lensler hafifledi. Bu nedenle sokaklarda biraz daha rahat dolaşmak ve fotoğraf çekmek mümkün. Yinede sizzler benim gibi eskiyi kolay kolay terkedemiyorsanız en az 2 kamera ya da 2 objektifle  sokağa çıkmalısınız. Çok klasik olacak belki ama biri tele , diğeri geniş açı lens olmalı.
Yine de bu konuda her fotoğraçının kendi seçimi ve tercihi olmalı düşüncesiyle size özgür bırakıyorum.
Benim için teknik kısımdan çok (çünkü bunu her fotoğrafçı zaten biliyor) biraz daha fotoğrafa nasıl yaklaştığınız, sanatsal yönüyle ne kadar ilgilendiğiniz kısmı ilgilendiriyor. Ne yazık ki çevremde çoğunlukla gördüğüm aynı karelerden oluşan sokak fotoğrafları. ışık ve diyafram, enstantane, hangi lens, hangi kamera olduğu değil  benim o fotoğrafa baktığımda ilk gördüğüm şey fotoğrafın ruhu. Beni nasıl etkilediği, komposizyonu, kadrajı nasıl oturttuğu, anlatmak istediği, ve ne kadar anlatabildiği oluyor. Bu artık reflex halde istemdışı yaptığım biro lay ne yazık  ki. Hergün yüzlerce farklı kişiye ait tüm dünyadan fotoğraf örnekleri görüyorum. En güzeli tüm bunları kendi özgünlüğünüzü bozmadan okuyup inceleyebilmek.
Örneğin ben artık aynı kişi portreleri, ağlayan sümüklü çocuk, zavallı edası verdirilmiş yaşlı teyze , yine zavallı sokak kedisi fotoğrafları  ya da son günlerin popular yanlış kullanım hdr fotoğraflarını görmekten gerçekten feci derece de bunalmış durumdayım ki zaten bi saniyeden fazla bakamıyorum.
Elbette sokak fotoğrafçılığında karşımıza her türlü “an” çıkabiliyor. Zaten bu fotoğraf bölümünün en güzel yanı da bu süprizleri. Bazen çok keyifli ve ilginç bir sohbetin içinde buluveriyorsunuz kendinizi, bazen bir festival, bir gösteri, bir düğün, ilginç hikayelerle dolu bir yaşam içinde, bazen o sokak tüm binalarıyla size konuşuyor eskiyi, bazen neşeli çocuk gülüşlerinde onların oyunlarına ortak oluyorsunuz, kimi zaman üzerinize doğru gelen çamurlu bir top görüp ardında çocuk seslerinin abla (abi) topa vursana sesiyle irkilip o topu kurtarma çabasıyla çektiğiniz kareyi kaçırıyor ama onların mutlu gözlerine değerdi diyorsunuz.
Ben yıllardır birçok ülke bir çok şehir sokaklarında, o şehrin ruhunun rehberliğine teslim ettiğimde kendimi sayısız böyle güzel süprizle karşılaştım. Hiç tanımadığım evlere de konuk oldum, dilini anlamadığım çocukların oyunlarına da. “sokakta hayat var” yazan bir graffiti çekmiştim yıllar önce. Ne güzel de yazılmış anlatılmıştı. Hayat gerçekten sokaklarda ve gerçekten oralarda güzel.
Çok zor ama çok keyifli sokak fotoğrafçılığı. Ama sorumluluğu, yükü de ağır. Her işi severek ve ciddiye alarak yapmalı. İşte tam da bu nedenle lütfen kameranızı alıp kendinizi sokağa attığınızda biraz düşünün, belki de siz başka bir konunun fotoğrafçısı olmalısınız. Herkes sokak fotoğrafçısı olmak zorunda değil. Kendinizi en iyi ifade ettiğiniz yönü bulun ve orada sadece kendiniz olarak, ama hep okuyup,gelişerek varolun.
Sokak fotoğrafçılığı hakkında yazılacak çok şey var. Bunlara bir sonraki yazımda değineceğim

O bölüme kadar ,
ışık ve sevgiyle