25 Ekim 2013 Cuma

Kapadokya



Benim yolculuğumdan önce sizlere Kapadokya hakkında biraz bilgi vermek isterim. Pers dilinde  “güzel atlar” ülkesi anlamına gelen Kapadokya, bölge olarak Aksaray, Niğde, Nevşehir, Kayseri, Kırşehir illerinin kapladığı alanine birleşimi olarak tanımlanır. Kayalık Kapadokya bölgesi ise Uçhisar, Göreme, Avanos, Ürgüp, Derinkuyu, Kaymaklı, Ihlara ve çevresinden oluşur.
Bugün Peri Bacaları dediğimiz şekiller, üst pliyosen dönem de (Yaklaşık 5 milyon yıl öncesinden 2 milyon yıl öncesine dek süren üçüncü jeolojik çağın  son dönemi.) volkanların püskürtmeleriyle sürekli değişime uğramış ve vadi yamaçlarından inen sel suları ile rüzgarın, tüflerden oluşan yapıyı aşındırmasıyla günümüz Peri Bacaları oluşmuştur.
Kapadokya sırasıyla, Hatti, Hitit, Frig, Pers, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı kültüründen izler taşıyarak şu an ki büyüsüne sahip olmuştur.
Peri bacaları ve tarihi ile kapadokya herkesin bildiği bir turistlik bölgemiz.  Benimde çok kez gittiğim bu rotaya bu kez 5 günlük bir özel tur için katılıyorum.En son sanırım 3-4 yıl once gelmiştim.Fazla turistlik yerler çok tercih sebebim değil. Ben daha çok yöre halkına ve şehrin doğal hayatına karışmayı, şehrin kendi kokusunu duygusunu hissetmeyi ve fotoğraflamayı seviyorum.
Berbat denebilecek bir uçak yolculuğundan sonra gece  Nevşehir havaalanına iniyorum. Burası  sanırım ülkemizin en küçük havaalanı. Araştırmak lazım.(yaptığım araştırmada yolcu kapastesine dayalı listed 24. Nevşehir havaalanı geliyordu. Şaşırdım doğrusu ama ben  bina olarak  en küçük h.a. merak etmiştim.)
Uçak yolculuğunun berbatlığına sebep -ki bu genellikle başka uçuşlarımda da aynı yorumuma neden oluyor- türk bebekli aileler ve  onların  etrafı rahatsız eden bebeklerinin, çocuklarının ağlayışları. Yaşadığım deneyimlere dayanarak söyleyebilirim ki sadece bizim ülkemizin bebek- çocukları böyle sorunlar yaratıyor. Sanırım bu da sorunlu anne babadan- aileden kaynaklı. Bu  durum öyle rahatsız edici ki  bence artık bebekli Türk ailelere özel uçaklar olmalı. (o uçağın sesi sanırım uzaydan bile duyulur )
 Transfer aracı ile karşılanıp konaklayacağım Uçhisar kalesi manzaralı çok sevdiğim butik otel olan ( birçok  kez bu otelde konakladım) Karlık evine varıyorum.(www.karlikevi.com) (havaşın  servisleri olduğu gibi burada otellerin de ücretli servisleri var.eğer karlık evi gibi merkeze yakın bir otelde konaklamıyorsanız  araç kiralamanız ya da aracınızla gelmeniz gerekir.)
 Karlık evi,  Uçhisar bölgesinde (Uçhisar, Nevşehir’e 7 km uzaklıkta) kaleyi ve vadiyi gören manzarası, havuzu ve keyifli  bahçesi ile , yıllardır sanat ve sanatçıya verdiği destek ile bilinen ve sevilen bir butik oteldir. Her odası farklı dekorasyona ait bu otelde özellikle kahvaltılara bayılacaksınız.  Organik sebze ve meyvelerden oluşan, hatta bahçesinde dalından koparıp yiyebileceğiniz bu ürünler ile açık havada çiçekler içinde  peri bacaları ve uçhisar manzaralı bu kahvaltı güne  harika başlamanıza sebep olacaktır. Size önerim 5 civarı uyanıp balkonundan gün doğumunu ve  balonların da yerden yükselişini seyretmeniz olacak.
 Uçhisar kalesini zirveye kadar yürüyüp ( kolay bir yürüyüş parkuru var) şehri ve vadileri izlemeden dönmeyin. Kaleye çıkarken köyün içinden geçip yerel halkın hediyelik eşyalarından satın alabilirsiniz.  El yapımı  takılar, örtüler, ve yine yöreye ait  yiyecekler oldukça uygun fiyatlara alınabilir. Halk gelen  turistlerin çoğunlukla ispanyol oluşundan burada da ispanyolca konuşuyor.
 Uçhisar kale zirvesinde biraz gölgede dinlenip manzaraya karşı  birşeyler içmek isterseniz o da düşünülmüş ve küçük bir  café sizi orada bekliyor . Etrafta bir kaç cafe mevcut ama çok acıkıp susamadıkça birşey yemenizi önermeyeceğim. Uç hisarda bir çok yeri denedim beni memnun edecek bir restaurant ne yazık ki yoktu.
 Ağustos ayında bile olsa geceleri serin olabiliyor yanınıza bir ince ceket mont vb ve  bir şal, fular almanız iyi olur. Elbette gündüz yürüyüşler için rahat bir ayakkabı (ben Nike ve Columbia öneriyorum) hafif ve serin tutan giysiler (yine Columbia nın  buna uygun  giysileri benim tercihim) ve biraz uzakdoğu modası olsada güneşe karşı  küçük bir şemsiye alınız.
Ürgüp (Nevşehir’e 20 km)
Ürgüp benim bu bölgede en sevdiğim yerlerden biri. Ben şehir sevdiğim için olsa gerek burası hem doğal yapıda hemde size şehir rahatlığı ve tadını veriyor.
Ürgüp’te konaklamak isterseniz elbette bir çok iyi otel var. Ancak biliyorsunuz ki ben deneyimleyip bizzat gördüklerimi sizlere paylaşıyorum. Bu nedenle  sessiz huzurlu  bir  butik otel tercih etmek isteyenlere Ürgüp İnn Cave butik oteli (www.urgupinncavehotel.com) Otelin sahibi Ömer bey size reber oluşu ile  kapadokya nasıl gezilir hangi turlara katılmalısınız en ince detayına kadar yardımcı olacaktır.
Ve Melis oteli öneririm. Melis otel oldukça büyük. Bahçesi inanılmaz geniş.  Yine bahçesinde dalından koparıp yiyeceğiniz bir çok meyve  ve sebze sunuyor size. Ayrıca  büyük havuzu size  serinlemek için güzel bir fırsat sunuyor. Burada otel odalarının en güzel yanı ise taş olmalarına bağlı  doğal klima özelliği taşıyıp size serin bir mekan yaratmaları.
Ürgüp’te merkez çarşıyı ve pazarı mutlaka gezin. Temenni tepesine çıkıp, şehri yukarıdan görün. Turasan şarap mahzenlerini ve şarap evlerini ziyaret edip deneyebilir ve satın alabilirsiniz. (bana da öküz gözü alırsınız umarım)J
 Derinkuyular pide salonu bence nefis pide yapıyor. Orada  pide çeşitlerini mutlaka tadın. Ben sebzelİ olanI tercih etmiş diğerlerinin de tadına bakmıştım.
Güzel bir akşam yemeğini yine Ürgüp merkezde kolayca bulabileceğiniz Ehlikeyf restaurant' ta yapmalısınız. Elbette zamanınız benim gibi kısıtlıysa öğle yemeği için gidin ve  nefis yemeklerinden tadın.  (http://www.ehlikeyf.info )  Ben güleryüzlü personeli ve  misafirperverliği için bir kez daha  Salih bey’e teşekkür ediyorum.
 Mustafapaşa (Ürgüp’e 6 km güneyde)
Görmeden gelmemeniz gereken yerlerden biride Sinasos “ Güneşin Şehri”  şimdi ki adı Mustafapaşa olan  kasaba.Burada  Asmalı Konak izleyenlerin tanıyacağı dizinin ilk bölümlerinin çekildiği ilk konak var. 1800 lerden kalma bir Rum Evi ki adını da zaten buradan almakta. Şu an otel ve rest. Olarak kullanılıyor. Fakat dışardan görmeye gelen meraklılara da gayet nazikçe davranıp gezdiriyor ve bilgi veriyorlar.  Ekrem bey bana da her kat ve odayı gezdirip sıkılmadan anlattı, balkonda ve girişte fotoğraflarımı çekti ve beni adeta büyüleyen bu konakta bir de Türk kahvem ikram edildi. (www.oldgreekhouse.com) benim zamanım ne yazık ki olamadı ancak burada mutlaka kalmanızı ve bu şirin bölgeyi tadını çıkararak dolaşmanızı öneriyorum. ( benim 2008 ve 2009 da burada karlıkevi sanat kampı  ve fabrikart çalışmaları nedeniyle uzun zaman geçirme şansım olmuştu)
 Burada beni çok etkileyen bir yer daha var. bir müze. Oyuncak bebek müzesi olarak bilinse de çok daha fazlasını barındırıyor. Mutlaka görmelisiniz. Aynı zamanda bir pansiyon  olan müzenin digger kısmında konaklamanızı da öneririm. (www.buyuksinasoskonagi.com) web sitesinde detaylı bilgileri ve fotoğrafları  görebilirsiniz.
Müzeyi ise şanlıyım ki sahipleri Sibel hanım ve Serkan bey eşliğinde uzun uzun anlatılarak gezdim. İnanilmaz bir misafirperverlikle sabırla hiçbir detayı atlamadan anlatan Serkan beyin konu ve tarih hakkındaki bilgisi , Sibel hanımın el becerisi ve oyuncak bebeklere olan tutkusu sizi de hayran bırakacak. (www.kapadokyasanattarihimuzesi)
 Göreme
 Göreme açık hava müzesi ( bölgenin en büyük açık hava müzesi) ve onlarca kiliseyi görmelisiniz. Girişte öğrenci ve yaşlı indirimi mevcut müze kartta geçerli, ancak içeride extra ödemeniz gereken ve 8 tl olan bir özel kilise var ki günümüze dek en iyi korunmuş duvar fresklerini saklamış olması ile ünlü. (Kara kilise)  ben tüm müzelerin cafelerini ve shoplarını sevmişimdir. Sizlerde biraz soluklanıp hediyelik eşya almayı unutmayın.
 Göreme’ye 2 km uzaklıktaki Çavuşin köyü, Zelve ( bölgenin 2. Büyük açıkhava müzesi) , Paşabağları ( 3 başlı peribacalarının bulunduğu vadi) , yine Ürgüp’e 6 km uzaklıkta olan Ortahisar bölgesi mutkala görülmeli.
 Ahi Evran Camini , Çağatay Medresesini görmeden, Ihlara vadisiGüzelyurt’u Niğde müzesini gezmeden, balonla Kapadokyaya yukarıdan bakmadan , Ayrıca bakır, oniks taşından yapılmış hediyelik eşyaları, el yapımı örtüleri, takıları almadan  ve yöreye özgü şarapları atmadan dönmeyin.
Unutmadan ; bölgenin en meşhur peribacaları olan üçgüzeller önünde sizde hatıra fotoğrafı çektirmelisiniz. Güvercinlik vadisi de muhteşem bir manzaraya sahip. Gün batımını ise bence şarap eşliğinde Kızıl Çukur Vadisinde manzaraya karşı konuşlandırılmış yer minderleri üzerine uzanıp keyf yaparak izlemenizi öneririm. Karadut çayı ikramı mutlaka olacaktır. Elbet tattıktan sonra sizlerde benim gibi bir paket almadan dönmezsiniz. Bir de deveye benzetilen bebiş peribacalarının bulunduğu vadi var: Derbent vadisi. Artık orayı da görüp turistliğinize dair fotoğraflarsınız. Derebağ – cevizli mevkii Uçhisar kalesinden görebileceğiniz kale arkasında kalan yerleşim bölümü. Bir de O Ağacın Altı var. Gidip bir süre vakit geçirmenizi ve manzaranın tadını çıkarmanızı tavsiye ediyorum
Avanos
 Kapadokya’ya gelip Avanosu görmeden gitmeniz zaten mümkün değil. Kızılırmağın kenarında yürüyün. Ben bayıldım. Sallanan köprüden geçin. Ben taş köprüden geçip ne yazık ki ona fırsat bulamadım. Akhal teke at çiftliğinde  güzel atlar şehrine gelmişken at binmeyi deneyin. Ve elbette çanak çömlek olmadan olmaz.
 Avanos’ta www.sirkupurambo.com  Yaşar hanım tüm detaylarıyla  size çömlekçiliği anlatıp iananılmaz güzel ürünler gösterecek. Eminim sizlerde bir dolu alışveriş yapmadan çıkmayacaksınız. Ben çok güzel cezve ve omlet için tava aldım. Chez Ferhat çanak atölyesinde  çömlek yapımı denemeden ( www.ferhatcomlekcilik.com )
Sıra yemek zamanına geldi. Sizlerde benim gibi bu güzel manzara ve temiz hava da  çabuk acıkanlardansanız  işte  bu iki yeri mutlaka test edin. Nehir kenarında  Dayı’nın yeri ve  karşı kıyısında  nehire paralel kıyısı olan ve bence manzarası daha iyi olan Kavi restauranta uğrayıp bir güzel yemek keyfi yapın derim. Kahve veya çayınızı içerken  bir kare fotoğraf çekip beni de anmayı unutmayın :)
 Benim birkaç günlük Kapadokya seyahatim böyleydi. Umarım deneyimlerim sizler için yararlı olmuştur. Kapadokya efsunlu yerlerimizden. Sizlerin de seveceğine eminim. Şimdiden hepinize keyfli rotalar….:)




 Avanosta birbirinden güzel  çanak çömlek atölyesi ve satış mağazaları var. almamanız mümkün değil. bu güzel sürahi ojelerimle pek uyumluydu almamak olmazdı.
 Mustafapaşa asmalı konak olarak bildiğimiz ilk asmalı konağı. şu an butik otel olarak kullanılıyor.

 Mustafapaşa oyuncak müzesi ve butik oteli.




85 Müzeli Muhteşem Şehir Stockholm


293335_4182633520831_758689932_n

Stockholm
Adeta masallardan çıkmış gibi görünen rengarenk tarihi binaları, muhteşem su yolları, yemyeşil geniş parkları, ve masmavi gökyüzü, denizi , batmayan güneşi , aydınlık gecesi, sokak festivalleri , sessiz sakin huzurlu ruh hali ve 85 muhteşem müzesi ile  bu şehre aşık olup döneceksiniz. Stockholm, Kuzey Avrupa'da uzun süren yaz günlerinin tadını çıkarmak için en iyi seyahat rotalarından biri.
Bölüm 1.
Yaklaşık  1 yıl  önce gidip 2 hafta kaldığım Stockholm, Kuzey Avrupa’yı sevmeme etken şehirlerden oldu.
Ben genellikle seyahatlerimde uçağı ve THY tercih ediyorum. Bu seyahatimde de THY ile gayet rahat bir uçuşla vardım Stockholm’e . Stockholm havaalanı oldukça basit bir yapıda. (Arlanda airport -ARN)
Hızlı trenle  yaklaşık 35€ vererek (İsveç kronu kullanılıyor ve kr -sek koduyla belirtiliyor) 20 dk da şehir merkezine (T-Centralen) ulaşabilirsiniz. (Detaylı bilgi ve saatler için  www.arlandaexpress.com )
Ben haftalık Stockholm kartı alarak diğer Avrupa ülkelerinden çok daha pahalı olan şehri biraz ekonomik hale getirdim. Uzun süre kalacaklara öneririm. Bu Stockholm kartı 110€ . Sınırsız otobüs ve müze girişleri dahil.
85 müzeyi ancak ciddi bir plan yaparak gezebilirsiniz. Benim hepsini görme şansım olamadı ama yarısından fazlasını gördüm.
Benim gittiğim dönem; Temmuz sonu Ağustos ilk haftası en iyi dönemidir.  Soğuk olan  kuzey ülkeleri bu dönemde en sıcak anlarını yaşıyorlar. 20-22 derece bu bölge için en sıcak anlar denebilir. Şanslıysanız bazen 27 dereceyi de buluyor. Elbette zaman zaman kısa yağmur bırakan bulutlara da hazırlıklı olmalısınız. Bu nedenle bir şehre gitmeden hava durumuna dikkat etmeli ona göre yanınıza giyecek almalısınız. Ben genellikle serin havalara karsı bir yağmurluk - mont ve bir polar mont çantamda mutlaka bulundururum. Elbette duruma göre bulunduğum yerden de ayakkabı ve ya giysi aldığım oluyor.
Şehrin doğası, parkları çok güzel . Bisiklet kiralayarak ta şehri rahatlıkla gezebilirsiniz.  " Ulusal Kraliyet Şehir Parkı” tarihi manzarasıyla dinlenmek ve aktiviteler için ideal. 36 km uzun bisiklet yolu ile tüm bisiklet tutkunlarının buluştuğu adres. (www.nationalstadparken.se)  Ancak otobüsleri de çok rahat ve kalabalık olmayan bu şehirde size yeterli konforu fazlasıyla sağlayacaktır.  Ben şehrin çok güzel bir merkezinde yönetmen ve sanat galerisi sahibi bir ailenin evinde kaldığım için size detaylı otel bilgileri deneyimi aktaramayacağım.
Ancak;  5* Sheraton Stockholm h,  Grand hotel Stockholm,
4* Radisson Blu Waterfront hotel ve RB Royal Viking Hotel
3* Lilla Radmannen ve Best Western Kom Hotel en popüler olanları ( günlük min. 450 tl )
Her turistlik şehirde olan “hop on -hop off “otobüsle şehir turu burada da mevcut. 14 noktada duran ve 8 dil seçenekli bu çift katlı otobüs turu 220 sek , buna bot turunu da ekler ve o paketi seçerseniz. fiyatı 300 sek oluyor.
Elbette Stockholm denildiğinde benim aklıma ilk 85 şahane müzesi gelecek. Sizlere müze deneyimlerimi tek tek en ince detayı ile anlatmaya çalışacağım. Elbette üzerinden 1 yıl ve bir dolu seyahat geçtiği için ve ben  doğru bilgiler vermek istediğimden tüm seyahatlerimde yaptığım üzere elimdeki notlarımı derleyip  en kısa zamanda burada yayınlayacağım. Bu blog  günümüzden geçmiş seyahatlere doğru ters bir kronolojide yazıldığından( bu geç kalınmışlıktan dolayı) biraz fazla zaman alıyor. Ve sanırım bunu  en kısa zamanda hem güncel hem eskiye doğru seyahatlerimi yazarak  hızlandırmalıyım.
Bölüm 2
Benim için önemi büyük olan ve mutlaka görmenizi önerdiğim müzelere gelince, bir fotoğrafçı olarak elbette ilk  müze "Fotografiska" İsveç fotoğraf müzesi her gün saat 10- 21 arası açık bu Haziran -Ağustos  aylarında sabah 07.00 oluyor. Fotografiska fotoğrafçılar için bence bir cennet. Güncel sergiler, nefis manzarası, cafesi ve güzel kitaplarında bulunduğu müze shopuyla enfes bir yerdi benim için.Turizm ofislerinden (ki havaalanı ve metro istasyonlarında kitap gazete bayilerinde de bulabilirsiniz) ücretsiz haritalardan mutlaka edinin. Tüm müzeleri detaylı şekilde yollar ve otobüs -metro hatlarıyla bulabileceğiniz bu haritaları okumayı onlar üzerinde plan yapmayı alışkanlık haline getirin derim. Biz Türkler harita kullanmayı ne yazık ki bilmiyoruz. Her şeyi sokakta birine sormayı ve müze gezmeyi de bilmiyor,  sevmiyoruz. Ama umuyorum bir gün öğreneceğiz .:) Yapılan bir araştırmada Türklerin müzede geçirdiği ortalama süre sadece 7 dakikaymış. Bu benim için korkunç bir rakam.
Belki bu müze biraz daha uzun süre ziyaretçileri tutar.
Spritmuseum & Absolut Art Collection
İnanılmaz keyifli bir müze. İçkinin tarihinden yapımına içindeki malzemelere dek her şeyi deneyimliyor görüyor ve tadıyorsunuz. Sanat galerisinde absolut’un meşhur şişesinin ve etiketinin birçok örneğini görmek mümkün. Müze marketten de farklı hatıra objeleri almadan çıkmayın.
Ulusal müze de mutlak görülmeli. Bahçesi çok keyifli ama benim gibi Müze mânia iseniz bazen bahçe keyfine zaman kalmayabiliyor.
Tüm müzeler çocuklar içinde keyifli hale getirilmiş. Onlar için özel oyun odaları ve sanatsal aktivitelerle müze alışkanlığı kazandırmak için her şey düşünülmüş.  Birçok dilde broşür ve audioguide  kolaylık sağlıyor ve Müzeler  kafeteryaları ve shoplarıyla da ziyaretçilerini saatlerce bırakmıyor.
Kraliyet sarayı – (Kungliga Slottet)
(Hediyelik eşya almadan en azından görmeden çıkmayın, kafelerinde mutlaka bir keyif yapın, Riddarholmen kilisesi ve kraliyet şapelini görün, kısaca  tüm saray için  en az 1 , ortalama 3 saat ayırmalısınız.
Skansen ****minyatür İsveç
İçinde yok yok. İnanılmaz büyük ve gerçekten kendinizi alice harikalar diyarında gibi hissedeceğiniz bir müze park. 300bin metrekare alanda hayvanat bahçesi bile var. Burası adeta küçük İsveç. Ona dair tarihi binalar, giysileriyle dönem halkı, yiyecekleri, iş yerleri, ekmek fırınları, cam işleme atölyeleri her şey var
Aquaria da keyifli ve farklı anlar geçirmeniz için görülmeli listenizde olsun derim. Girişte sizi ilk yağmur ormanları karşılıyor. Stockholm müzelerinin dekorları gerçekten harika. Gördüğüm en keyifli müzeler bu şehirde toplanmış.
7 bölüme ayrılmış akvaryum, balıklı  merdiven ve baktık denizi manzarasıyla son buluyor.
Skansen içinde tütün ve kibrit müzesi de bulunuyor. İnanılmaz bir müze daha. Ahşap ve bahçe içindeki bu müze de tütün çeşitleri, üretimi, işleyişi ve bir sigara nasıl olur her şey görsel olarak anlatılmış. Kibritlerde çeşit çeşit ve anlatılıyor. Dönemler kronolojik olarak fotoğraflarla da desteklenmiş. Asıl sürpriz bahçede gerçek tütün bitkisini ve çeşitlerini görünce başlıyor. sigara içmeyen beni bile etkileyen bu müze tütün severlerin çok hoşuna gidecek.
Drottningholm Sarayı – (100 sek)
1662 yılından kalma bina muhteşem bahçe ve hemen önündeki kuğuların büyülü zarafetleriyle yüzdükleri gölüyle size masallardaymışsınız hissi verecek.
Çin köşkü  , bahçesi, hediye satış ofisi, ve Drottningholms Slottsteater 'ı görmeden sarayı terk etmeyin. En az yarım gününüzü ayırın ki tadı çıksın. Öğleden sonra gitmeniz akşam üstü tiyatrodaki etkinliğe katılmanızı sağlayacaktır.
 Sky View ise Stockholm’ü 130 mt yükseklikten cam bir küreden göreceğiniz harika bir deneyim olacak. 2 adet olan bu cam küreler, 20 dk boyunca ağır  ağır yükselip size tüm şehri farklı bir açıdan gösteriyor. Küre, (gondol) 16 kişilik. Öncesinde gruplara  bir odada kısa tanıtım filmi izletiliyor.Erikson Globe
Nordiska museet , nordiska müzesi
 1907 den kalma dört katlı bu büyük binada yer alan  müze, 100 yıl önceki Stockholm’de insanlar nasıl giyiniyor, evleri nasıl dekore ediliyordu sorularına yanıt bulacağınız bir müze olacak. İsveç’in en büyük tarihi oyuncak evlerden,16.yy dan kalma yemek masalarına, İsveç modasının  kronolojik değişiminden, ülkenin kuzeyinde yaşayan Samilerin yaşamlarındaki detaylara kadar her şey var bu muhteşem müzede.  Hatta bu giysilerin anlatıldığı kısımdaki video muhteşem bir detay olmuş. Kadınların giysileri öyle detaylı  ve üst üste giyimden oluşuyor ki videolarda bunların nasıl giyildiği anlatılmış. Ben çok keyif almıştım. Hemen sıkılıp  gitmez ve  yere oturup izlerseniz bence sizlerde keyif alabilirsiniz. (www.nordiskamuseet.se)
 Vasa Museet- Vasa müzesi
Şehrin en görülesi ve ünlü müzelerinden biri de elbette bu müze. 350 yıl bozulmadan su altında kaldıktan sonra yüzeye çıkarılmış bu  yelkenli savaş gemisi batığı Vasa devasa görüntüsü ile beni büyüledi. İçine girmeyi o karanlık ve hala kokusunu  ruhunu taşıyan  koridorlarında , güvertesinde dolaşmayı çok istedim ama  elbette bu mümkün değildi. Ama itiraf ediyorum ki katlardan birinde iyice yaklaşıp her türlü tepkiyi göze alarak o muhteşem  ahşap iskeletine dokundum. Çok katlı olan bu müze sizi 350 yıl öncesine götürecek. Batık gemiden çıkan iskeletler dönemin insan figürleri hakkında bilgi veriyor. O dönemin kostümleri ve ortamıyla sahnenlenmiş balmumu heykeller canlı görünüşleriyle tüylerinizi ürpertecek. Ve 5. Kattaki müze shoptan alışveriş yapmadan ayrılmayın derim. Evet bu ülke çok pahalı ama unutmayın ki sizde turistsiniz J
Stockholm Belediye Sarayı , (Stockholm Stad, Cityhall) 1911-23 yılları arasında mimar Ragbar Östberg in planlarına uygun şekilde İsveç ulusal romantik  stillin en önemli örneği olarak inşa edilmiş.
8 milyon tuğla kullanılarak inşa edilmiş cephenin arkasında ofisler, davet ve toplantı salonları  yer almakta. Rönesans saraylarından esinlenen mimar, sarayını, Borgargarden ve Blue Hall (mavi salon) adlı 2 meydan çevresine inşa etmiş.
Mavi salonun ilginç bir hikayesi var. Gittiğinizde mavi renkte bir salon beklemeyin. Çünkü mimar kırmızı tuğlaların rengine hayran kalıp tuğlaları kapatmamış orijinal halini kullanmış. Ancak salonun adını da planladığı şekilde değiştirmemiş.  En büyük salon olan Mavi Salon'da her yıl 10 aralık tarihinde Nobel Ödülü töreni düzenlenmekte. Dünyanın 10 bin borulu ve 135 telli en büyük orgu da bu salonda yer almaktadır.
Belediye meclisi Konsey Odasında toplanır. Halka açık olan bu galeride 200 kişilik oturma yeri bulunmaktadır. Tavan üstü açık hissi verir ve Vikinglerin grup halinde yaşadığı "long -house" olarak adlandırılan uzun evleri anımsatmaktadır.
Belediye sarayının şeref girişi olan "Vault of the Hundred (100 tonozlu antre)"  resepsiyon salonlarına açılıyor. Bu tavan 100 parçadan oluşmakta.  Yaz aylarında Balkonun duvarında Aziz George saat kulesinin kuklalarını görebilirsiniz. Kulenin çanları da 15. Yy dan kalma aziz George melodisi çalar.
Resepsiyon salonlarının girişindeki oval salon her cumartesi 14-18 saatleri arasında nikah salonu olarak kullanılmaktadır.
Prince 's Gallery (prensin galerisi) belediyenin özel davetleri için kullanılır. Bu salondan muhteşem Riddarfjarden (adacıklardan biri) manzarasını görebilirsiniz.
Three Crowns Chamber ( üç taçlı daire) salon adını kirişli tavanda asılı duran üç avizeden almış. Odanın duvarları Çin de dokunmuş ipek brokarlarla kaplı.
*Sonra sizi her biri 1 ton ağırlığında bakır kapılarıyla Goldan Hall (altın salon) karşılıyor. Bu salondaki  18 milyon cam ve altın parçalardan oluşan mozaikler akıllara zarar güzellikte. 700 kişi oturma  kapasitesine sahip salon oldukça büyük ve gösterişli.  Mozaikleri uzun uzun inceleyin altın parçalar göz kamaştırıcı.
 Nobel müzesi : İsveç’e gelip Stockholm’e geçip Nobel müzesini görmemek olamazdı.. Elbette seyahat öncesi görülecekler listemde bu müzede yer almıştı. Sizlerde önceden bu 85 müzeyi öncelik sırasına göre not almalı ve ona göre zaman ayırmalısınız. Ben 15 günde tüm hıza rağmen hepsine yetişemedim. (sadece 45 müze görebildim) Bu gerçekten benim için zordu. Çünkü Türk ziyaretçi ortalaması 7.dk, ben ise tüm günü bir müzeye ayıran çılgın Türk sınıfındayım sanırım.
Nobel müzesi 18.yy dan kalma şehrin en güzel binalarından birinde bulunuyor. Şehrin en prestijli müzesi olmasına rağmen küçük kare bir meydan içinde  gösterişsiz oldukça mütevazi girişi ile beni şaşırttı. Ama içine girdiğimde yine İsveçlilerin harika müze anlayışını takdir etmeden yapamadım.
Her şey düşünülmüş. Birçok dilde broşür ve yazı detay ile hiç zorlanmadan dolaşmanız anlamanız mümkün. Günümüze dek Nobel ödülü alan 750 yi aşkın kişi ve onların yaratıcı çalışmaları inanılmaz güzel bir şekilde görsel ve işitsel olarak anlatılmış.
Bazı müzelerde Türkçe yazılar bile vardı. (Cityhall gibi)
Nobel ödülleri kronolojik olarak ve tüm detaylarıyla büyük panolarla sergilenmiş.  Her şey çok güzel anlatılmış. Ödül alanların sebepleriyle fotoğrafları benim en sevdiğim sergiler kısmıydı.

Sokaklarda böyle şirin hediyelik objelere bayılıp bol bol alışveriş edeceksiniz, fiyatlar diğer Avrupa ülkelerine göre oldukça yüksek olsa bile. 
 

24 Ekim 2013 Perşembe

Casablanca


  
               Casablanca denilince herkes o filmi anımsıyor değil mi? Evet buna değineceğim ama önce Hasan II camii.
  Dünyanın en büyük ikinci camisi okyanusla öpüşmekte… Sanki okyanustan geçen gemilere yol göstermekten öte onlar için dua etmekte. Evet gerçekten çok etkileyici ama benim için bir o kadar egoistçe bir yapı gibi geldi. Yakından çok uzaktan  bakan halini sevdim.
Casablanca adı bana da bu şehri görmeden önce o meşhur 1942 yılı yapımı Hollywood filmini aklıma getiriyordu. Oysa şimdi bunun haksızlık olduğunu o filmin değil Atlantik okyanusu kıyısında Afrikanın incisi (ne de olsa adı bile beyaz) olan Casablanca'nın ziyaretçilerine  çok daha fazlasını verdiğini düşünüyorum. Geleneğin modernizmle öpüştüğü (tıpkı okyanusun Hasan II camiini öptüğü gibi) başkent olamasa da İstanbul'um gibi ekonomi ve turizmin başkenti olan tarihi 7. yy berberi kentine kadar inen bir efsunlu şehir. 15.yy da Avrupanın dikkatini çekip Portekiz işgali, sonra 20. yy da Fransız işgalini görmüş  ama 1956 da Morocco ( siz Fas diyorsunuz) 'nun bağımsızlığını ilanı ile  şehirde artık kendi özgürlüğüne kavuşmuş. Elbet bu tarihin izlerini hala taşımakta.
Casablanca, İspanyolca "beyaz ev" demek, burası da  beyaz binalarla dolu bir şehir. Morocco'da en çok bunu sevdim. Şehirleri renklerine göre ayırabiliyoruz. Marakesh kırmızı; Casablanca beyaz ; Chachefquan  mavi ; Rabat mavi beyaz gibi...
Her ne kadar  ülkenin başkenti Rabat olsa da,  Casablanca dünyanın en önemli yapay limanı ve güçlü ticaret merkezi oluşu nedeniyle adeta bölgenin başkenti konumunda. Bu oldukça popüler şehirde, okyanus kıyısındaki Hasan II camii, Casablanca filmi ( film burada çekilmemiş olsada  şehrin popüler olmasına yetmekte.) İnanılmaz güzel plajları (Ain Diab) ve oradaki güzel tesisleri, oldukça modern ve nezih gece hayatı ile cafeleri mutlaka görmekle kalmamalı deneyimlemelisiniz.
Ain Diab plajında gün batımı okyanusa karşı güzel bir akşam yemeği yemek (balık tercih edebilirsiniz) ya da birşeyler içmek sizi inanılmaz huzurlu kılacaktır. Turistler alkol alabiliyor. Benim bulunduğum bayram tatili süresinde alkol almak yasaktı. Ve bu yüzden  yan masadaki turistlerin garsonlarla küçük tartışmasına şahit oldum. Aynı huzuru okyanusa karşı benim yaptığım gibi güzel bir bitki çayı ve  taze meyve suyu içerek te yakalayabilrsiniz. :)
İşte Melissa Mey'in önerileri (yeme-içme):
Rick's cafe ( meşhur casablanca film cafesi )
Le Cabesten ( ain diab , okyanusa o manzarasında kesinlikle görülmeli)
La Mer ( aynı bölgede )
Le Boga- Boga
El Gousto
La Bodega
Skybar Dawliz
Ve birde çok keyifli bir cafe önereceğim ki özellikle pazar kahvaltıları için muhteşem olur.
( bence her daim çok keyifli dolu  dolu canlı bir cafe)
Villa Zevaco - Zevaco'nun  evinden dönüşmüş bir gastronomi tapınağı Cafe Paul
Bulvar d'anfa ve  Bulvar  Moulay Rachid in kesiştiği köşede olan bu cafe İsviçreli Mimar Jean Francois tarafından 1947'de tasarlanmış. oldukça farklı bir mimarisi var.  Avustralyalı mimar Andy Martin tarafındansa 2004'te revize edilmiş ve bugünkü popüler kimliği oluşmuş. Şimdi bu detaylı bilgiyi beğenim yüzünden torpilli olarak hakeden cafeyi önerdikten sonra gezmeniz gereken bir kaç yer daha  var :)
Muhammed V Meydanı,
Kraliyet Sarayı,
Hükümet Binası,
Şehir Çarşısı(Medina Casablanca),
Musevi Mahallesi + Müzesi
Ve Benim Çok Keyif Aldığım Habous ("Habus" Diye Okunuyor) Quartier Habous Ta Cafeler, Alışveriş Için Dükkanlar, Ünlü Chez Bennis Pastanesi, Royal Palace, Adliye Ve Yönetim Merkezleri Mahakma Du Pacha
***Aslında bir ülke ya da şehre giderken araştırmak , okumak, gidenlere sormak iyidir. Ama bir o kadar da kötü. Çünkü her giden kendi deneyimlerinden yola çıkarak anlatacak ve olumsuzluklar sizi de önyargıya itecektir. Ya da tam aksi onun iyi geçmiş zamanı sizi yakalamayabilir ve bu yüzden hayal kırıklığıda yaşayabilirsiniz. Siz iyisimi çok ta fazla önemsemeyin ve her gittiğiniz yerde kendi deneyiminizi yaşayın. Bunu söyleme nedenim morocco ya  çok büyük bir hayalle gittim. Anlatılan  bir beklentiyle. "Özellikle denilen Casablanca da hiçbirşey yok. Bi Hasan II camii görülür o kadar". Oysa gittiğimde yaşadığımda gördüm ki benim için  orada görülecek çok şey var. Ve en sevdiğim şehirlerinden oldu. Anladım ki ben şehir hayatını seviyorum. Eski şehir çok otantik evet  ama bi bulvar yanı sizi modern şehir ile ohh dedirtiyor. Bu benim hikayem elbet.

Örneğin bizim ikiz kulelerimiz daha güzel dedikleri "Casablanka Twin Center"ları var. Önemli iki bulvarın birleştiği bir geniş caddede. (Parc De La Ligue Arabe'nin alt tarafında -ki bu parkıda görmelisiniz şehrin en büyük en güzel parki- Zerktouni bulv. Ile El Massira'nın birleştiği noktada) 100m'lik iki kulesi ile bu bina şehrin ekonomisinin de bir sembolü. Ricardo Bofill ve Elie Mouyal'ın inşa ettiği bina içinde ofisler, avm ler , konferans salonları var.
Bir de görülmesi gereken bir semt var M.M önerisiyle :) : ANFA
Anfa, Casablanca'nın (sizler "Kazablanka" diyorsunuz) kuzeybatısındaki bir tepeden şehre doğru inen etrafı çiçekler, palmiyeler, kaktüsler, muhteşem ağaçlarla çevrili geniş caddeler, teraslı, yüzme havuzlu lüks villalar (ve arabaları) ile şehrin en elit semti. 1930'lardan beri bu semtte gösterişli ever inşa edilmiş ve farklı, çarpıcı mimarinin örnekleri uygulanmış. Hatta şöyle deniyor ki California'nın Beverly Hills'i ne ise Casablanca'nın Anfa'sı da odur. Bunun üstüne başka birşey demiyor ve  Casablancayı mutlaka deneyimleyin diyorum. Belki bir gün Melissa Mey Photo Trip grubuyla kim bilir?


FAS




Yıllardır gitmeyi hayal ettiğim düşsel destinasyonlardan biriydi Morocco…. ve sonunda gittim .

El mağrip te denen (arapça) bizde Fas olarak bilinse de adı Morocco olan Kuzey Afrika da ve en solda , İspanya’nın hemen altında ve meşhur Cebeli Tarık boğazını elinde tutan, İspanyaya ait şehirler ile sınır komşusu olan, Fransızca ve Arapçanın kullanıldığı, müslüman berberi – arap  ülkesidir , krallıkla yönetiliyor ve
Başkenti Rabat. Krallığın komşuları güney de  Batı Sahra ve doğuda Cezayir’dir, kuzeyindeki İspanya ile arasında Cebelitarık Boğazı yer alır; dolayısı ile İspanya’ya uzaklığı sadece 14 km.’dir. Tanger’dan  (tanja diye okunur.)feribotla geçilebiliyor.  Hem Akdeniz’e hem Atlas Okyanusu’na kıyısı olan ülke,  Afrika’nın Avrupa’ya yaklaştığı uçta yer alıyor.:) Afrika’nın en ucundaki Tanca şehri Fas’a ait ama Fas topraklarındaki Ceuta ve Melilla(bu şehri adım gibi sevdim İspanya’ya ait. Ülkenin para birimi dirhem (ben dönene kadar dinar deyip dursamda değişmedi) ve yaklaşık 100 dirhem 10 euro yapmakta. Ulaşım ülkede biz istanbullulara göre başlıbaşına sorun. Şehirlere göre değişen rengi ile eski mercedes lerden grand taxiler (dolmuş görevi görmekte ve 6 kişilik. birde şehirde kolay ulaşım için tercih edilen petit  taxiler var ki bunlarda çok eski, pis ve minnacık  taksimetreyi açtırmak yerine sıkı bir pazarlık artık alışkanlık olmuş ve inanılmaz bir  sahtekarlık piyasası. Örnek  vereceğim ve sizler daha iyi anlayacaksınız. Rabat ta medina dan  tren istasyonuna kadar gitmek istediğim bir taksici 100 dirhem istedi. Sonra o pazarlıkla 70- 60 – 50 dirhemlere düştü. Oysa benim için tüm yollar 20 dirhemi geçmemeliydi.( bu  mantık nasıl oluştu bilmiyorum belki hep o kadara kadar düşmesinden pazarlığımın) Ben başka taxi buluyor ve aç diyorum taksimetreyide görelim nedir işin aslı. Ve 1.40 ile açılan taksimetre vardığımda 3.60 yazıyor. Ben gözlerim faltaşı gibi açık 5 dirhemi verip üstü kalsın bonkörlüğünde meleklerime bi gülümseyip iyi işti çocuklar demeyi ihmal etmiyorum. Kesin bu güzellikte onların işi.:)
Trenler gidilecek yöne göre değişip 35- 75 dirhem arasında değişiyor. Bu rakam 2. sınıf yolculuk için. 1. sınıf ve biraz daha konfor istiyorsanız 2 katını  ödemeyi düşünün. Ama bence ikisi arasında  pek bir fark yok. Tren aynı, yolcular aynı, yollar aynı..en kötüsü hijyen aynı 
Şimdi Morocco günlerim kısaca özetle başlasın mı?
Ekim ayının sonlarında çıktığım Royal air maroc  uçağımla gece  Casablanca’ya iniyorum ve  şehir elbette gecenin karanlığında bana gizemli ve güzel yüzünü göstermiyor. Üstüne üstlük feci hasta , yorgun ve uykusuzum. Ve başıma gelecek en kötü şey oluyor benim sevgili tlf num kilit…:(
Casablanca Airport tan özel araçla yaklaşık 2.5 saatlik bir yolculuktan sonra beni en çok etkileyen şehirlerden biri olan Marakeş’e varıyorum. (Marrakesh & Marrakech) bu arada Casablanca da havaalanına yakın Atlas airport hotel kısa süreli kalmak adına kullanılabilir.
Marakesh yolu gece karanlığında  bana en büyük yıldızları görme imkanı sunuyor. İstanbulda göremediğim kadar çok ve büyük yıldız. Uçakta Yunanca rastladığım “Little Prince” kitabı ile yine düşüyor aklıma benim küçük prensim. Ne de olsa onun gibi Afrikadayım…
Yol kenarında sıklıkla rastladığım tabelalardaki tlf numaralarının yolda kalanlar için yardım amaçlı olduğunu öğreniyorum. Ve nasıl bir mantık bilmem bunuda notlarıma almışım. Giderseniz ve yolda kalırsanız ha birde göremezseniz işte bu numara(052429090) 
Şehre girişte solda kocaman bir stad karşılıyor beni, palmiye ormanlarında geçerek giriliyor kızıl şehir Marakesh e.
Kırmızı şehir olarak bilinmesinin nedenini sabah kuş sesleri ve güneşin aydınlığında palmiyeler arasından görünen şehrin kızıl silüetinden anladım. Bu bir düş olmalı dedim içimden. Ama herşey bir o kadar gerçekti. Duvarlar kiremit rengi kızıllığında ve burdaki her bina  bu renkte. Kısacası büyüleyici bir şehir Marrakesh. Burada en yaygın süpermarket zinciri Marjan ( ilgilenen olabilir)
1910 lardan beri Kutubiya  camiinin minaresinden daha yüksek bir bina yapılmamış. Sizce neden? Elbette bizde hiç alışık olmadığımız sebeplerden. Şehrin görüntüsü bozulmasın eski mimari doku  ve düzen korunsun diye. 4 katı geçmeyen mimari düzene sahip şehir ve geleneksel kzııl renk dışına çıkılmıyor. Toprak rengi kızıl heryer. İşte şehrin farkı da buradan gelmekte. (ahhh benim zavallı İstanbul um demekten alamıyorum kendimi.)
O klasik görülmesi gereken her yeri görüyorum , elbette sizlerde bir gün giderseniz mutlaka aşağıdaki listeyi görün deneyin ve  iyi birer gezgin olup gitmeden önce araştırın, okuyun, bulun not alın ve  görmek istediklerinize öncelik ayırın derim. Şimdi biraz Marakeş notları. Bunları yapmadan dönmeyin. Melissa Mey önerileri : )
Djemaa El Fna (kıyamet meydanı), Bahia sarayı (Koutoubia camii, Majorel bahçesi(Theatre royal, Palmeraie golf club, Camel tour, Souklar , Almorouid kubbesi, Bab Agnau .
Bab , kapı demek ve ülke de hemen her yerde bunlardan göreceksiniz. Genelde bir medina ( çarşı- etrafı surlarla kapalı eski şehir aslında) ya da souk (pazar) lara bağlayacak ve sizi masalsı anlara götüren kapı olacaktır.
Majorel bahçelerine bence tüm gününüzü ayırın. Ağır ağır tadını çıkararak dolaşın. Hele birde benim gibi kaktüs ve mavi delisi iseniz bu bahçeye bayılacak ve çıkmak istemeyeceksiniz.  Ülkenin  özel mavisi  muhteşem bir göz alıcı efsuna sahip, benden söylemesi. Cafesinde oturup yerel tat ve çayları mutlaka deneyin. Müze , love galeri ve  elbette  müze shop u  görün.
Sonra kıyamet meydanı da denilen (ki akşamları gerçekten öyle oluyo) djemaa el fna yı (jamel fa diye okuyun gitsin )mutlaka görün ama tüm Morocco turunuz süresince ettiğiniz dikkatin 10 katı önlem alarak. Akşamın karanlığında meydanın tüm rengi ve ışığına rağmen turistler için tehlikeli. Her yerden bir  satıcı, yılan oynatıcı maymun zıplatıcı, büyücü, dansı akrep sokmayanı , salyangozcusu, nane çaycısı, meyve satıcısı, meyve suyu sıkıcısı vs..kolunuzu aniden çekip saniyesinde kınayı süren kınacıları ile neye uğredığınızı anlamadan  birşeyleriniz çalınacağı gibi, en iyi ihtimalle sizden para istenip tartaklanır, çekiştirilip durursunuz.  Bu arada  gidecek olanlar bir diğer tavsiyem  fotoğraf çekerken bunu ya çok seri ve gizli yapın ya izin alın. gerçi izin almanız ödeme yapmayacağınız anlamına gelmez. Tabi şansınız varsa önce izin alırsınız. Habersiz çekip yakalanırsanız 2 seçenek sizi bekliyor olacak. Kızgınca anlamadığınız dilde söylenen sözler ve yine anlamadığınız şekilde istenen ( ve pekte kibarca istenmeyen) para. Belkide en iyisi benim yapmadığımı yapıp bi çanta dolusu bozuk dirhemler hazırlamak ve  hemen onları vermek olur.
Ve elbette bir başka öneriyi hemen  unutmadan paylaşmak istiyorum. Hijyen beklemeyin ki hayal kırıklığıda yaşamayın. Yanınızda ıslak mendilleriniz, dezenfekte sıvılarınız, ilaçlarınız ve mutlaka şişe sularınız olsun. Ya da ben  her şehri ona ait gezer yaşarım diyorsanız daldırın sizde ellerinizi kuskusa ve olun bir Moroccian  evet bu da bir ipucuydu yemeklerine dair. Üstü haşlanmış  etli sebzeli altı ince bulgur gibi bişeyli üstüne de sosu dökülüp yenen yerel bir tat kuskus. Bir de bizim güzelim güveç tadı ve  güveç kaplarımızın berberi şapkaları görünümünde olan güveçlerde pişirilip sunulan adını bir türlü doğru söyleyemediğim Tajin var ki  zaten tüm bunları yemeden dönmeyin. Nıs nıs  ya da nos nos ben ikisinide dedim ve onlar ikisine de güldü ( bu da sizi sempatik yapar sorun değil) sütlü nescafe bildiğiniz cafe americano yarısı sütlü olunca işte nıs nıs  birde mısmen denilen bir farklı çeşit krepleri var. Gözleme gibi bişey.
Marakesh in turistlik  mekanlarını görüp bitirdikten sonra birazda halka karışıp onlardan olmayı deneyin derim. Özellikle souklarda ve  medinalarda bırakın ortam sizi ordan biri haline soksun. Hijyenmiş, fotoğrafmış düşünmeyin. Varsayın akşam eve giderken biraz alışveriş yapmalısınız. Sokakta yerel tatları deneyip, geleneksel nane çayından için. Ben şekersiz olmasında ısrar ettim. Ülke fazla şeker kullanıyor bense hiç 
Veeee geldik bir başka yüzüne… Bunu da denemeden dönmeyin. Üzgünüm ki sizler benim kadar şanslı olamayacaksınız. Marakesh in ünlü gece hayatını görmelisiniz. Güzel clubleri var. Mekanlar muhteşem dekor ile zaten akıllara zarar. Müziklerse size Afrikanın kuzeyinde bir Arap ülkesinde değilde Avrupada olduğunuzu hissettiriyor. Arada şu  göbek attıran ritmler duyana dek .
Benim en sevdiğim mekan So oldu. Size bir kaç fotoğraf ekleyeceğim fikir vermesi için.
Bu arada fotoğrafçılar için elbette detaylı anlatım listem olacak diye bekliyorsunuz ki olacak… Ama  benimle gelecekleri bir  Morocco turunda …
Ve birazda Casablanca