23 Mayıs 2016 Pazartesi

Sicilya Notları I - Catania (Katanya)


                                        

Muhteşem ada SİCİLYA 



Mayıs ayının ilk haftası kendime bir doğum günü hediyesi olarak Akdeniz’in en büyük adasına seyahat ettim. Bu muhteşem yolculuğu sizlerle paylaşmasam olmazdı.
Çünkü biliyorum ki MEY kafası ile seyahat hep farklı ve dostlarım neler yaptı, neler gördüm bu deneyimleri soruyorlar. Ben de işinize yarayacağını düşündüğüm notlarımı paylaşıyorum. İyi okumalar.


Akdeniz’in en büyük adası olan Sicilya , İtalya’nın 1948 anayasası ile 20 bölgesinden biridir.  Ancak bölge özel yetkilerle donatıldığından yarı özerktir. 
Ada 9 İl’e ayrılmıştır. ( Agrigento, Caltanissetta, Catania, Enna, Messina, Palermo, Ragusa, Siracusa, Trapani)
İllere geçmeden önce kısaca Sicilya’dan bahsetmek istiyorum. Ben  haritadaki şeklinden dolayı, çizmenin (İtalya) ucundaki üçgen diyorum bu güzel adaya.
Bayrağı da üç bacaktan oluşan adaya bence bu betimleme yakışıyor. Şimdi bakalım bu üç bacağın anlamı neymiş.



3:5 oranında olan bu dikdörtgen bayrakta yine üç renk kullanılmış. İki üçgenden biri sarı diğeri kırmızı. Ortada ise dizlerinden bükülmüş 3 adet bacak bulunuyor. Ve tam ortasında medusa sanılan cadı başı buğday başaklarından taç taşıyor.  Yanlarından başaklar sarkar. Bu  kalkan görünümündeki figür turuncu renktedir.
Bu cadı kafası antik Yunan mitolojisindeki yeri dışında kalkanlarda da koruyucu olarak kullanılmıştır. (Medusa kendine bakanı taşa çeviren bir cadıdır.) Bu sembol çok eski zamanlardan günümüze de hep ilgi çekmiş ve kalkanlardan, sikkelere, tapınak duvarlarından , tak lara, Rönesans üstadları Leonardo da Vinci den Barok üstadı Caravaggio eserlerine dek hatta kullanılmıştır. Hatta günümüzde çok ünlü marka Versace de amblem olarak Medusa yı kullanır. Bir diğer düşünce de bu kadın başının hayatın dinamik enerjisi ile ilişkili Ana Tanrıça kültüne dayandığıdır.  
(Bu arada Medusa, Gorgon kardeşlerden tek ölümlü olandır. Bu üç korkunç kardeşi de temsil ettiği ve tek ölümlü olan Medusa’nın da başının bayrakta kullanıldığı yaptığım araştırma sonucu söylenebilir. )

Bayraktaki bu başın etrafını saran başak taç, ada toprağının verimliliğini sembolize eder. Etna patlamanın 40 -60 yıl sonra ardından toprağı verimli hale getiriyor. 

Trinacria, triscele, triskelion adı Yunanca τρισκελής kelimesinden gelir ve üç ayak anlamındadır. Başka uygarlıklarda da antik buluntularda benzer sembolik öğeler görülmüştür.  Üç ayaklı tek başlı bir yaratık olarak benzer bir kil tablet arkeoloji müzesinde görülebilir.

Bayrağı da öğrendikten sonra şimdi notlarımıza geçebiliriz.

Katanya ( Catania)

Sicilya için yine Thy ile  tüm seyahatlerimde olduğu gibi sabah en erken uçuşu tercih ettim. Dönüş içinse en geç saatte olanı. İstanbul Katanya yaklaşık 2 saat sürüyor. 
Katanya'ya iner inmez Etna yanardağı başı dumanlı karşıladı beni , açık bir havada giderseniz sizi de böyle karşılayacaktır. 

                                                




Ben her zaman olduğu gibi şehrin göbeğinde oteller tercih ettiğimden yine konumu muhteşem bir otelde kaldım. Ulaşım içinse taksi kullandım. Her ne kadar taksimetre açık olsa da farkettim ki Sicilya da kesinlikle pazarlık etmelisiniz. Fiyat yarıyarıya etkili olabiliyor. 

Ünlü Alman yazarımız Goethe’nin “Sicilya’yı görmeden İtalya’yı tanıyamazsınız; çünkü her şeyin sırrı Sicilya’da gizlidir.” Sözünü anlamak için otele eşyalarımı bıraktığım gibi kendimi Katanya ( Catania) sokaklarına bıraktım. Elbette resepsiyonda bana bakan bir şehir haritasını alarak.
Sanırım 100 adım bile gitmeden şu meşhur filli çeşmeye çıktım. 

                             



Ben tüm şehri yürüdüm, halka karıştım ve hiç turist gibi değildim. Zaten sarı saçlarım da olmasa beni İtalyan sanıyorlar. Ama saçlarla çoğunlukla Alman. Ben ise her defasında gururla Türk olduğumu söylüyor, inandırmakta zorlanıyorum. Şehirde yapılan bir pazar koşusuna da numaralı tshirt alıp katıldım. ( ama koşmak yerine onların arasında bol bol yürüdüm)  
Sicilya halkı gördüğüm tüm İtalyadaki en cana yakın ve güzel ruhlu halk diyebilirim. Ve ne yalan söyleyeyim acayip sevdim bu güzel adayı. Öyle ki Floransa aşkımı bile sarstı. 
Elbette bunda bir başka etken olarak az Türk turistle karşılaşmış olmam. Ben gittiğim yerlerde Türklerle karşılaşmayı, çok turist görmeyi sevmiyorum. O bölge halkıyla zaman geçirmek, onların seslerini duymaktan daha çok keyif alıyorum. 
Bu bir haftada inanılmaz güzel anılar biriktirdim, deneyimler yaşadım. Ama size burada uzunca anlatmak yerine, işinize yarayacak bilgileri kısaca yazmayı daha doğru buluyorum. 
İşte Catania da ( Katanya) yapmanızı önerdiğim MEYce notlar.

MEYce Catania (Katanya) 


* Piazza del Duomo
* Fontane dell’elefante
* Teatro Greco
* Villa Bellini ( nefis park)
* Museo Civico Belliniano
* Cattedrale di Sant’Agata
* Fontana Belliniano
* Museo Civico
*casa liberti
* palazzo biscari
*piazza stesicoro
* Roman Amphitheatre
* Villa Bellini
* roman – greek tiyatrosu
* balık pazarı ( la pescheria )
* Massimo bellini tiyatrosu
* via etna caddesi , via Vittorio emmanuele , via Giuseppe garibaldi, via antonino san giuliano,  caddelerini de görün.  ( via cadde demek)
* Etna dağı (3345 mt. ile Avrupa’nın en yüksek aktif yanardağı - 2001 temmuz da son patlama)


Yeme – içme :

* locanda Cerami
* osteria Antica Marina
* Trattoria di de fiori ( pasta alla Norma yemek için doğru
* royal ceres ristorante
* ristorante e pizzeria antica sicilia
* la pentolaccia ( trattoria)
*panecaldo ( mekana da yemeklerine de şaraplarına da bayıldım)
*le tre bocche  
*me cumpari turridu
*caffe opera
*agora bar
* enerji cafe
- acıbadem likörü için,
dünyanın tek opera serine ithaf edilmiş ve adını taşıyan pasta Norma yiyin.
Adaya özgü tatlılar olan , cannoli ve  cassata yı yiyin.
Ventu ri mari marka nero d’avola kırmızı şarabını için

konaklama
* il principe hotel
* UNA hotel palace

Yapın : şehir yürüyerek çok  kolay ve güzel, bol bol yürüyün,

Ara sokaklarda kaybolun korkmayın, sora sora bağdat da bulunur, her yerde . Tiyatro Bellini programına bakıp mutlaka bir konseri izleyin. Bu meydan gece çok hareketli oluyor, akşam yemek sonrası mutlaka burada dolaşın ve barlardan biri mutlaka sizi çekecektir. Tüm müzeleri gezin, katedrallerin kubbelerine max 3-5 euro ödeyerek çıkın, şehri yukarılardan da seyredin.
Şehri gezecek vaktim ve gücüm yok diyorsanız otobüslerle şehir turu yapın.
Via Etna (Etna caddesi) da Bialetti mağazasını mutlaka ziyaret edin. Kahve ve kahve makinası almadan dönmeyin.
Vittoria Emmanuele de Alta bigiotteria ( alta bijuteri) ve Katane de alışveriş yapın ama pazarlık etmeyi de unutmayın.
Son olarak her ne yaparsanız yapın MEY kafası seyahat etmek istiyorsanız kendi deneyimlerinizi de oluşturun. Ve bol bol sokakları yaşayın. Ama turist gibi değil o yerel halktan biri gibi.

P.S. seyahatlerime dair güncel fotoğraf ve videolar için "melissamey" instagram hesabımı takip edebiliriniz. 
Ayrıca rehberli bir araç kiralamak ya da ev isterseniz size dünya tatlısı bir insanında telefonunu verebilirim. Bana ulaşın yeterli. 

teatro sangiorgi
balık pazarı - la pescheria
fontana dell'Amenano


vino rosso - nero d'avola

pasta alla Norma























10 Temmuz 2015 Cuma

uzak yollardan gelmiş bir mucize misafir : BAOBAP AĞACIM


her gün daha da büyüyen Baobap fidanım 

baobap tohumum
Aylar önce Küçük Prens koleksiyoneri bir arkadaşım  tohumundan bahsetmiş ve kendisinde birkaç tane olduğunu, bir tanesini de bana  verebileceğini söylemişti. Ancak Ondan değil, Paristen aldım. Hatta birden fazla aldım dostlara da hediye etmek için Baobap tohumlarını.  Elime aldığımda bu minicik ve kupkuru adeta taş gibi olan tohumların yeşerip ağaç olma yolunda ilerleyeceğine açıksası hiç inanmadım ve hayal kırıklığı yaşadım. Ta ki benim küçük adamım yine bana fısıldayana dek. 

Ertesi gün  Küçük Prens  ile en sevdiğimiz ( zaten pek park yok ve burası da giderek park değil pazar oluyor ) Göztepe Özgürlük parkına gittik. Baharın bu ilk günlerinde birşeyler ekmek için güzel bir gündü.  Türkiyenin - İstanbulun ilk Baobap ağaç tohumunu da ekmek için güzel ada sahip bir park. Yeni açmış Erguvan ağacımın (yıllardır o ağacı sahiplendiğim doğrudur)  gölgesine ektim. Aslında sadece gömdüm. Ve onu doğa ananın ellerine bırakıp şans dileyerek ayrıldım. 
*göztepe özgürlük parkına ektiğim baobap tohumum

Sonra elbette bazı koleksiyoner arkadaşlara benim kadar sevinirler diye verdim.  Ne yazık ki aynı sevinci görmedim. Tohumları alıp bir köşeye koydular. Tıpkı bir eşya gibi. Hatta içlerinden birine iki - üç adet verdim, çünkü biyolog ve küçük prens kitap koleksiyoneri olan bu arkadaşımın engin bilgisi ile bu tohumu daha çok önemseyeceğini ve yeşertmek için elinden geleni yapacağını ummuştum. Çok şey de olduğu gibi yanılmışım. Birkaç soruma henüz araştırıyorum diye yanıt verdi ve önemsemedi.   Küçük Prens yanımdan fısıldıyordu. "Şu büyükler ne tuhaf oluyor MEY, hadi biz  tohumu ekelim ve bekleyelim."

Özel toprak ya da başka hiçbirşeye ihtiyaç duymadan evdeki en emektar çiçeğimin saksısında bir minik nokta bularak tohumu gömdüm. Yanına da unutmayayım  ve işaret olsun diye minik bir yılbaşı çam ağacı (minyatür ve plastik) ekledim. Yine  doğanın ellerine bırakıp unuttum... unutarak beklemek daha çok sevindirir. 

uçakta yan koltuğumda seyahat  eden baobap tohum, fidan ve küçük prensim

2.5 hafta önce Paris seyahatimde aldığım ( bir umutla ve büyük aşkla) kurumuş bir çubuk görünümündeki Baobap fidanını tüm yolculukta ellerimde taşıdım. Hatta uçakta birazcık su ile ıslattım. Canlıydı. Yorgundu. Madagaskardan Paris'e gelmiş günlerce beklemişti ve şimdi bir başka ülkeye - iklime gidiyordu. Üstelik çok kuru ve minicikti. Ben su içerken o böyle duramazdı. Suladım :) 
Türkiye'ye döner dönmez de boş bulduğum minik bir saksıya - eski bir toprağa-  alalacele ektim.  Toprağının üstüne de geldiği kıtanın okyanuslarından iki adet deniz kabuğu koydum.  Kendini yalnız hissetmesin diye - ne minik Baobap ne de deniz kabukları ( bu yüzden 2 adet koydum) 





baobap fidanı ilk ekimi 
baobap fidanı ilk kıpırtıyı veriyor günler sonra 

2. haftaya giren baobap fidanım artık yeşil yapraklarıyla gülümsüyor kocaman 




başka bir çiçeğin saksısında çıkıveren ilk tohum
Bugün ( 9 temmuz 2015) unuttuğum bu başka bir çiçeğe ait saksının köşesindeki Baobap tohumumun topraktan çıktığını ve bana yeşil iki yaprakla gülümsediğini gördüm. Nasıl mutlu olduğumu anlatmam zor ama Gülannem şahittir evde mutluluk dansları yaptığıma ve kendisi de istedi bir tohum. 
Benim ellerimde bir sihir olduğuna inanır Gülannem. Ne eksem çıldırmış gibi büyür, ne yemek yapsam lezzetlidir. Dokunduğum yer şifa da bulur. Bazen ben de inanırım. Ama doğa konusu kesinlikle doğrudur. Balkonumda yarısını kullanıp kalanını saksıya gömdüğüm zencefil şu an nasıl büyük bir ağaç olma yolunda görseniz siz de inanırdınız. Ya da yediğim meyvelerin çekirdeklerinin  saksılardan ağaç olarak çıktığını. (çekirdekleri çöpe atmam, toprağa gömerim ben) 







MEYhanemdeki 2. baobap tohumumu ektim
Bu  gece (1 saat önce) bir tohum daha ektim küçük bir saksıya. Şimdi tarihi de daha belli :) Ve bakalım kaç gün sonra gülümseyecek bana yeşil baobap yaprakları. Sizlerle yine paylaşacağım instagram üzerinden. 

İşte benim Baobap ağacı tohum ve fidanları hikayem böyle güzel.  Ve benim alegorik mesajlar serime örnek olabilecek kadar da önemli bir mesajı içeriyor. 
* Kimseler bu kuru minik tohuma inanmaz ve hatıra taşı gibi saklarken ben sevgi ile mucizelere inandım. Sizler de inanın diye yazdım paylaştım. 
* Öğrenilmiş - eğitimi alınmış tüm bilgilerden daha güçlüdür doğa ve sevgi ... Bu minik tohum ve fidanlar bunun en güzel örneğiydi. İşin uzmanları bu ağaç olmaz bu tohum yeşermez dediler ama ben onların bilgisine değil, doğanın ve sevginin gücüne inandım .
* Sizler de kimse size inanmazken, olmaz derken dinlemeyin. Büyükler tuhaf oluyor çünkü. Siz Küçük Prens felsefesini anımsayın. Unuttuysanız bir kez daha okuyun bu 27 bölümden oluşan  minik kitabı ve hatırlayın. 



* Sevgi herşeyden güçlüdür. 

* mucizelere de inanın , kendinize de ....
türkiye ve istanbulda, çok uzaklardan gelmiş  bir tohumdan yeşermiş fidanlar var evimde. 
* Küçük Prens çok mutlu , tilkim ise çılgınca zıplıyor ruhumun başak tarlalarında sevinçten. Bazen KP endişeleniyor ya Baobap ağaçları tüm MEYhaneyi (evimi) kaplarsa diye :) Gülümsüyor ve umarım diyorum. Hem  2000 yıl yaşayan bu ağacın minik fidancığı gerçek anlamda ağaç olursa bunu sanırım ancak torunlarım görebilirler ki onlarda olurlarsa :) 
* Küçük Prens yine de dikkat etmemi istiyor, daha küçükken baobapları kökünden sökmemi yoksa çok geç olabileceğini söylüyor. :) Onları yiyecek bir koyun çizer misin demesinden korkarak konuyu kapatıyorum. O yüzden şimdi sizlere bu güzel ağaç hakkında biraz bilgi verip yazıyı bitireceğim. 

Bu bilgiler büyükler için. Çünkü sadece onlar sayılarla ve böylesi ciddi cümlelerle ilgilenir, o zaman  yazdıklarıma daha da güvenebilirler. 
küçük prens - mey - baobap 




Baobap ağaçları hakkında :

*Baobap ( adansonia) ebegümecigiller familyasının  adansonia cinsinden Afrika ve Asyanın tropikal bölgelerinde yetişen, yapraklarını  döken ağaç türlerinin ortak adıdır. 
* Benim Baobaplarım Madagaskardan . 

*bu fotoğraf benim baobap ağacımın  türünü  göstermek amaçlı
wikipedia görselinden alınmıştır. 
*Boyları 18 , gövde çevresi 30 , bu gövdenin çapı 9 metreyi bulur.  yumuşak ve sümgerimsi dev gövde, bir su deposu görevi yapar. 
*Kabuk ve yapraklarından "adasonina" adı verilen ateş düşürücü madde elde edilirken , odunundan kağıt yapılır.
*Tanrıların ağacı da denilen baobap ağaçlarının sütü, anne sütüne eşdeğer özelliktedir ve yerli halk gövdesine bir çubuk batırarak bu sütü içer. 
*Yumurta şeklinde olan meyvesi ekşi ve etlidir şeker dökülerekte yenir. 

*Sekiz türü vardır :
afrika baobabı ( adansonia digitata) 
büyük baobap (adansonia grandidieri)
avustralya baobabı ( adansonia gregori) 
madagaskar baobabı ( adansonia madagascariensis) 
perrier baobabı ( adansonia perrieri)
fony baobabı ( adansonia rubrostipa)
suarez baobabı ( adansonia suarezensis)
za baobabı ( adansonia za) 
( kaynak wikipedia.org)





1 Temmuz 2015 Çarşamba

"BEN HERŞEYİ YAZARIM , SEN HERŞEYİ OKUYABİLİR MİSİN? " by Yunus Günçe


KAFAMDA BÖCEKLER VAR by YUNUS GÜNÇE
* kitap hali *


photo by Mey




Uzun zamandır aklımda ama yoğunluktan fırsat bulamayıp, aceleye de getirmek istemediğim bir konu bu güzel kitap. 
Güzel ruhlu insanlar zaten kötü şeyler üretmezler. Kitapta işte bu yüzden güzel. "Kafamda Böcekler Var "ın yazı olmuş hali. 
Sevgili dost Yunus Günçe böyle kullanıyor, tek kişilik ama çoklu (etkisi çok büyük anlamında) gösterisi (bu umarım doğru kelimedir) izlendikten son ra daha iyi anlaşılabilir. 
ben kendisini "küçük prens tenimde" projem dahilinde ortak bir dost aracılığıyla tanıdım.
açıkcası öncesini pek iyi bilmiyorum. Gördüğüm en mütevazi ve tuhaf( bu iyi anlamda) ve çok güzel bir ruha sahip insanlardan. Bunu sohbetlerimizde de iyice anladım.  Fotoğraf çekimimizde çok keyifli geçti. Hatta en uzun çekimimdi. Çünkü benim tabirimle "çekmelere doyamadım" ve sanırım Yunus'u istediği sürece fotoğraflayacağım. 

   

 "Kafamda Böcekler Var" kitabının çıkacağı haberini aldığımda sabırsızlık ve merakla beklediğimi anımsıyorum. Sanırım ilk alanlardanım.  Sebebini hala bilmediğim bir harekettir bir kitabı aldığımda ön kapak gibi arka kapağa bakmak. Bu kitapta da aynı şey oldu ve duvara çarpmış gibi oldum. Çünkü hem benim çektiğim bir kare yer alıyordu hem de Yunus şöyle çarpıcı bir cümle ile fotoğraftan bana bakıyordu. " Bir insan bir kitabın arka kapağına niye bakar?" 
Opsss !!!! feci bir yüz ifadesiyle karşımdaymış gibi kaldım ve "bilmiyorum" dedim yakalanmış bir çocuk edasıyla. 
Kitabı alıp okuyanlar bilir - ki hala okumayan varsa hemen alıp okumalı- daha ilk sayfadaki cümle ruha çok dokunur. Benim gözlerimin dolmasına sebep oldu .
ilk sayfa - ağır cümle...
Kitap 71 bölümden ve her bölüm için yazılmış bir ön yazıdan oluşuyor. İlk sayfada, okuyanlar için bir de "bilinçli okuma" kılavuzu var ki feci şirin ve akıllıca. 
Her bir bölüm başlığı bile okuma sebebi olur insana. Kısa, çok ama çok keyifli yazı dili çok samimi ( yazarın kendisi de böyle zaten) bir kitap. Okuduğunuzda Yunus'un günlüğünün içinde dolaşıyor gibi hissediyorsunuz ya da çok yakın bir dostunuz sizinle dertleşiyor gibi. 
Uzun süreli bir dönemi anlatmış. Her bölümün yılı, ayı, günü hatta saatini bile yazmış. 
Çocukluk anılarından , Gezi anlarına ve günümüze dek herşey var. Konu yelpazesi çok geni ama ortak noktaları hep aynı. Yunus'u derinden etkileyen ve aslında birbiriyle bağlı konular. Çok yakın dostu olduğunu kitaptan öğreniyorum mesela Defne Joy'un ve daha ilk sayfada gözlerimi dolduran kitap her bölümde içimi sızlatıyor, çok yerde ağlatıyor. 
Size, ruhunuza dokunuyorsa seversiniz birşeyleri. Öyle bağlar kurarsınız. Bende bu güzel kitapla çok derin bağlar kurdum. Baş ucu kitaplarım arasında yerini aldı bile. 
İlk aldığım anlardan itibaren de Yunus'a sık sık düşüncelerimi söyledim. Mesela daha onuncu sayfaya gelmeden ağladığımı ve "çok fena ağlatıyor bu kitap beni"  dediğimi anımsıyorum. 
*ilk imza :)
 Hatta kitabını baskı sonrası - satıştayken- ilk benim ellerimde  gördü Yunus, çok şanslıyım ki ilk imzayı da kaptım böylelikle. Yazarın elinden ilk imzayı kapmak özeldir. Kitabın içinde size ait birşeyler olması daha özel. 

Arka kapak bana ait. Çok onur duydum. Bir kitapta yaşamak ve işe yaramış olmak böyle güzel hisler veriyor insana. Bana verdi.
Bir kitap nasıl anlatılır bilmem. nerden başlanır, neleri söylemek gerekir, neler yazılmalıdır bilmiyorum. Bildiğim tek şey az kitap başucu kitaplar listeme girer ve bu kitap onlardan biri. Hala okumayan varsa alıp okusun istiyorum. 
Samimi dili dışında inanıyorum ki herkes kendinden birşeyler bulacak, unuttuğu güzel şeyleri anımsayacak. Bu kitap okuyucuya iyi gelecek, çok şey katacak. Elbette anlayabilirse ve anlayabildiği kadar. 
Mesela bir bölümde şunu yazmış sevgili Yunus;" neden sevdiğini bilmiyorsan,gerçektir o"


İnsan bir cümleye aşık olabilir. Bu kitap böyle çok cümle içeriyor. Son zamanlarda en keyif aldığım/ içinde kendime dair pek çok benzer yan bulduğum bir kitap olmuş. 
Beni tanıyanlar bilir. Beğenmediğim hiçbirşeyi önermem, sevdiğim ve deneyimlediğim her şeyi ise paylaşırım.
en son dün hediye ettiğim bu harika kitap önerimdir, alın - okuyun. Ne arkadaş torpili, ne kapak Mey önerisi. Kitap iyi, fazla iyi ... hepsi bu! 
hatta buradan da söylüyorum ki sevgili Yunus yazsın.. hep yazsın. daha çok kitap katsın. 

* kafamda böcekler var - trend yayınevi- deneme yazın - ilk baskı  30.000 adet - by Yunus Günçe 


* "küçük prens tenimde" proje çekiminden









30 Mayıs 2015 Cumartesi

GEZİ yıldönümüne "GUERNİCA" ile alegorik mesajlar






Guernica - 1937 - Picasso 

(boyutu: 7.79 m x 3.49 m.  bulunduğu yer : Reina Sofia Müzesi, Madrid - yılı : 1937 - teknik : tuval üzeri yağlı boya - sanatçı : Picasso )



             Uzun bir aradan sonra yine  yazma vakti gelmiş. Hatta geçmiş durumda.
Geçenlerde arkadaşın biri paylaşmıştı ve yazmasam olmazdı. Hatta öyle zamansızım ki (şu an Almanyadan gelen misafirimi bırakıp kitap okumaya bunları yazacak kadar)
Bilmeyeniniz var mı ? Varsa birazdan öğrenecek. Yok ise de bir kez daha bilgi tazeleyecek. Hadi o zaman iyi okumalar olsun.

GUERNİCA ! Picasso'nun en bilinen eserlerinden biridir.  Kübist olan bu görkemli eser, İspanyol hükümetinin Paris'te 1937 dünya fuarı için  sanatçıya sipariş edilmiştir.  O sırada İspanya iç savaşında (1937) 28 adet Nazi savaş uçağının  "Guernica" şehrini bombalamasından çok etkilenen Picasso; 15 gün içinde kendine ayrılan bu duvar resmini bitirir ve diğer ülkelerinde bu iç savaşa dikkat çekmesini sağlar. 
"Guernica" her zaman ve her yerde savaş trajedileri ile savaşın insanlara verdiği acıların birer özeti olmuş bir eserdir. Hatta  sonraları savaş karşıtı ve barış yanlısı düşüncenin de sembolü haline  gelmiştir. 
* tıpkı fransız ressam E. Delacroix - 1830 - "halka yol gösteren özgürlük eseri" gibi 

Şimdi bu bilinen ( ya da şu an biliniyor olan ) eser hakkındaki mesajlara gelirsek;

öncelikle  eserin yaratıcısı Picasso'ya at ve boğa figürleri sorulduğunda ; " bu boğa bir boğadır ve bu at bir attır ... resimlerimdeki belli şeylere birer anlam verdiğinizde bu doğru olabilir, ama bu anlamı vermek benim fikrim olmamıştır. sizin vardığınız fikirlere ve sonuçlara ben de varmış olmalıyım, ama içgüdüsel ve bilinçsiz olarak . Ben resim yapmak için resim yapıyorum. Nesneleri oldukları gibi çziiyorum. " diye cevaplamıştır. Ve bu muhteşem cevapla bir kez daha ben de zekası ile hayranlık uyandırmıştır. "bunu siz mi yaptınız" diyen bir komutana ise "hayır siz yaptınız" demiştir Picasso kıvrak zekası ile. 

Bunun üzerine çok şey yazılmış, düşünülmüş ve eser hakkında çok yorumlar edilmiştir. O halde ben de birşeyler yazabilirim. 


Öncelikle tablo siyah beyazdır. Bu dönemin gazetelerine gönderme yapmak dışında, savaşın  ve ölümün de sembolüdür. Ölü, cansız ... Başka ne renk olabilir ki o an. 

*Ölüm, şiddet, acı, yakarış ve bir savaş... 
eserin her  yerinde bu duygulara dair izler görülüp hissedilebilir.
acı çeken insanlar, hayvanlar ve yıkılmış binaları ile bir  şehirin yokoluşu  anlatılmıştır. Bunu da hisseder izleyici.
*Karanlık bir oda içinde geçer tüm sahneler. Duvarların yıkılmışlığı da şehrin bombalanışına göndermedir. Ayrıca oda bir ev içi bölümdür, şehrin bir ülke içindeki bölümü oluşu gibi karanlık oluşu da savaşta oluşu ile zaten aynı anlamdadır. Şehir acıda, iç savaşta , yıkıntıdadır ve bu karanlık bir durumdur. Siyah bunu en iyi anlatan renk halidir. Hastalıkla ilgili durumlar  renkli resimlerde kirli sarı ile anlatılır.
 * Sol tarafta bulunan iri gözlü boğa altında ölmüş çocuk ve acı içinde bağıran onu kucağında tutan bir kadın figürü vardır. (bu bir anlamda modern Pieta kompozisyonu gibidir. Pieata : meryam ana ve kucağındaki ölmüş İsa kompozisyonudur.)
* Boğa, günümüz de bile denildiğinde akla İspanyayı getiren bir semboldür. 
 * Boğa, at ve çocuk için ağlayan kadının dillerinin hançer şeklinde oluşu çığlığı simgeler denir. Ama ben onun dışında acıyı simgelediğini, bir bıçak yarası gibi can acıttığını düşünürüm. 
* Boğa ile atın arasında duvara kazınmış bir güvercin görülür. Barışın simgesi zeytin dalı ile birlikte resmedilmiştir. Gayet açık bir sembol olan barışı simgeler. Ama pek te güçlü durmamaktadır. 
* Resmin merkezinde acı ekmekte olan ve mızrakla vurulmuş bir at görülmektedir. Onun da dili hançer gibi keskindir. Acısı yüzünden belli olur.  Dikkatle baktığınızda atın burun ve dişleri insan kafatasını oluşturur. Bu ölümü en iyi anlatan sembol olmaktadır ve vanitasın da simgesidir. 
* Atın altında parçalanmış cesediyle yatan bir asker vardır. Elindeki kırık kılıçtan bir çiçek yükselir. Bu umudun yeşerttiği çiçektir. Ölümden gelen yaşam. Kötüyü yenmiş güzel bir yaşam. İçinde umudu barındıran. Yeşil daima yaşamdır. Çiçek ise güzellik. Kırılmış kılıç bitmiş savaşın simgesidir. 
* Atın hemen kafasının üstünde görülen yanan ampul ( burada espri yapmamak için kendimi zor  tuttuğum doğrudur :)) iki anlamda kullanılmış olabilir. İlki aydınlık günlerin sembolü, aydınlığın gelişi, diğeri ise göz şeklinde oluşu ile herşeyi gören ve aydınlatan- kurtuluşu getiren- Tanrı sembolüdür. 
Ancak ampulün insan elinden çıkmış olmasından dolayı farklı anlamlarda yüklenmiştir ki ; Tanrı herşeyi görse de insan iradesine bırakmıştır ve kurtuluş tanrıdan değil insandandır gibi yorumlarda da bulunulmuştur. 
* Sahneye sol üst köşeden bir pencere içinden başını uzatmış kadın figürü girmektedir. Elinde bir gaz lambası tutar ve tüm olanı yüzündeki dehşet ifadesi ile izler. Elindeki gaz lambası aydınlık getirdiğinin sembolüdür. ancak gaz lambası sonsuz ışık değil yine insan eli değen ve teknolojik bir objedir. Yani bu  gelmiş aydınlık geçiçi olabilir ve insana bağlıdır gibi de yorumlanabilir. 
* Hemen arkadaki yani tablonun en sağındaki figür, elleri yukarıda acı içinde çırpınan adam ateşler içindedir. bu hali bombalanan şehrin içinde yanan insanlara gönderme olabileceği gibi, savaşın acısında yanan insanlara da atıfta bulunur. 
*Bu figürün ardında resmin sağ köşesi siyah bir duvarla biter ki sol karşıt duvar beyaz renktedir. Bu eserin renksel dengesini - komposizyon- sağlamak dışında aydınlık ve karanlık duvar ile  savaşın iki yüzünü de gösterir. Savaşın karanlık yüzüne karşın barışın aydınlık yanı olarak yorumluyorum ben. 
* Ayrıca çok dikkat edilirse görülebilecek bir  hayvan figürü daha vardır ki atın dizlerinde olan burnundan bulunabilir. Bir başka boğa atın göğsünü boynuzlarıyla delmektedir.  Sanatçı savaşın insani ve hayvani yönünü anlatmak istemiş olabilir mi diye düşünmemek elde değil ama hayvanların savaşmadığını biliyoruz ve savaş sadece insana özgüdür. 

Aslında herşeye anlam yükleyen izleyici bazen hiçbirşey yüklemeyen sanatçı da olabilir. Bence bu eser de bira böyle. Picasso'nun da açıkça ifade ettiği gibi, o içgüdüsel olarak elbette sembolik öğeleri kullanmıştır ama  biz izleyiciler kadar üzerinde düşünmemiştir. 
Sanatçılık sanırım böyle birşey. Birikip bi anda  yaratmak ve sonra bunun üzerinde düşünmemiştim demek. Oysa her an  yaratılacak bir eser için eskizler oluşur içimizde. 

" İspanyol mücadelesi gericiliğin halka ve özgürlüğe karşı saldırısıdır. benim bir sanatçı olarak yaşamım gericiliğe ve sanatın öldürülmesine karşı sürekli mücadele ile geçti."  Pablo Picasso 


Üç yıl önce tuhaf şeyler oldu. park , ağaç, gezi , taksim ve bi anda tüm ülkeyi saran , tüm dünyaya haber olan tuhaf şeyler. 
Tuhaf ki bu yazı da  tam da o 3 yıl öncesinin yıldönümüne denk geldi. 
MEY i bilen bilir. Alegorik mesajlar yazar ve bunu da pek sever. Belki onca yıl aldığı eğitim üstüne  3 yıllık master ve  mitoloji- ikonografi- sembol uzmanlığından kalma bir tavırdır, belki de başkadır nedeni. 
Yani kısaca  anlayan olursa alegorik mesaj , anlamayana ise koca bir hiç. 

O halde anlayanlara selam olsun  dedi Mey 

bombalandıktan sonra Guernica şehri 1937

Guernica şehri bombalama sonrası 1937

Picasso Guernico üzerine çalışırken 1937

*kaynakça : wikipedia





5 Mayıs 2015 Salı

YAZ ın müjdeleyicisi : HIDIRELLEZ


Hıdırellezi beklemek 


       Hıdırellezi sanırım bilmeyen yoktur. Ben yine de bu çok özel güne dair birşeyler yazmak istedim. 
Önce biraz bilgimiz olsun. 
Nedir hıdırellez ? Bir Asya geleneğidir. orta asyadan balkanlara kadar her bölgede kutlanan bir eski gelenek.  Şaman Türk kültürüne ait bir gelenek olan Hıdırellez, Türkler nereye O oraya şeklinde dağılmıştır. 
Mezopotamya ve Antik Anadolu uygarlıklarında da izleri görülmüştür. 

Rivayete göre 5 mayısı 6 mayısa bağlayan gece Hızır ve İlyas'ın buluşup bolluk bereket getirdiklerine inanılır. 
Hızır ve İlyasın aslında iki asker olduğuna ve Ab-u hayat  (yaşam suyu) arayan hükümdardan önce  bulduklarına inanılır.  Bir  melek tarafın Hızır karada, İlyas denizde olanlara yardım etmek üzere  görevlendirilir. 
Ölümsüz olan bu iki asker 5 mayıs gecesi buluşur ve doğaya bereket canlılık yani bahar gelir. Bu farklı görüştür elbet ama ortak nokta rivayet değişse de 5 mayısı  6 mayısa bağlayan gece Hızır ve İlyasın buluşup bereket, bolluk dağıttığı, dilekleri kabul ettiği ve baharı getirdiğidir.
Hızır - İlyas zamanla ( bir çok şey gibi değişerek) Hıdırellez adını alır.

hıdırellez ateşi






En belirgin kutlamaları arasında; ateş yakıp üstünden atlamak, gül ağacı altına dilekleri yazıp gömmek, dilekleri yazıp akarsuya bırakmak sayılabilir. 

Evet hala vaktiniz varken güzel bir kağıt alıp dileklerinizi yazın - çizin ve bir gül fidanı bulursanız altına gömün. Gül yoksa  bir deniz - dere - nehir bulup suya atın.  Tüm bunlar yoksa  yakın yazdıklarınızı  külünü  suya akıtın. 
Aslında hepsi birer güzel gelenek ve rivayet,  siz nasıl mutlu oluyorsanız öyle yapın... 

ağaçlara dilek kurdelaları bağlamak 









*İstanbulda her yıl çok keyifli kutlanan Ahırkapı şenliklerine de gidebilirsiniz. birçok farklı yerde kutlanıyor.  komşu ülkelerde de kutlanmakta. romanya , bulgaristan mesela farklı adla kutlasa da gün ve anlamı aynı. 

*daha detaylı bilgi için bu linki tıklayıp okuyunuz :) 

http://tr.wikipedia.org/wiki/Hıdırellez

Hepinize  iyi bayramlar :) hoşgelmiş bahar ortası ve YAZ ın müjdeleyicisi Hıdırellez ... bol bereketli olsun günlerimiz ve olsun tüm dileklerimiz .... 

Işık  ve Sevgiyle,

5 may ist 

küçük prens projelerime dair notlar...




Küçük Prens - TilkiM - Mey


bilen bilir , benim küçük prens hikayem diğer hikayelerim gibi kendi içinde sürmekteydi. sonra bir gün geldi ve diğerleri gibi günışığına çıkmak istedi.  
çevrilmiş tüm dillere sahip olur muyum koleksiyonumda bilemem, (onlar ki beni hatırlayan ve arasıra hatırlattığım dostlarımın getirdikleri ile benim aldıklarımdan oluşuyor - ağır ağır, bekleyerek, sabırla) 

son haftalarda nerdeyse her gün yeni bir fikir çıkıveriyor beynimin derinlerinden küçük prens e dair.. hangisini yaparım - yapabilirim bilemem ama istedim ki en azında küçük adamıma dair fikirlerim burada sizlerle paylaşılmış olsun.  hem böylelikle paylaşarak % 50 sini yapmış olurum. 

"küçük prens tenimde" fotoğraf projem devam ediyor. tüm küçük prens tattoo olanları fotoğraflamak ve güzel hikayelerini toplamak. sonrası sergiler ve  kitap. amacı tüm KP tattoo luları - hikayelerini görmek bilmek  ve sergiyi sosyal yardım projesine dönüştürüp -işe yaramak- . 
*küçük prens tenimde 

* unicef 
* içerde çocuk var projesi ( hapishanede doğan- yaşayan çocuklar için anaokulu yapılmasına destek)

* Türkçe bolca (59 yayın evi oldu son birkaç ayda) çeviriler yanında 
Osmanlı türkçesi 
karahanlı türkçesi
eski uygurca
göktürkçe
karamanlı türkçesi 
çağatay türkçesine de çevrilmesini sağlamak - desteklemek (çalışmalar başladı) 

* küçük prens çeviri kitaplarında türkçe okuma cd de bulunması 

* 1989 dan beri kullandığım Göktürk alfabesinden uyarladığım ve MEYce diye adlandırdığım alfabede küçük prens çevirisi yapmak ( devam ediyor) 

* güzel yurdumun farklı bölgelerine ait ağızlarda da küçük prens kitapları çevirmek - yayınlamak 
 tekirdağ 
 ankara 
 istanbul 
 aydın 
 gaziantep vb...

* küçük prens ormanı - parkı kurulması ( çalışmalar başladı)

* hepimizin hayali olan  küçük prens müzesi kurulması (çalışmalar başladı) 

* yayınevlerinin desteği ile küçük prens kitaplarının güneydoğu ve doğuanadoluda ortaokul öğrencilerine ulaştırılması ve  onlarla söyleşiler yapılması (çalışmalar başladı) 

*"küçük prens tenimde " fotoğraf sergimin istanbul ankara izmir dışında iç - doğu ve güneydoğu anadoluda da sergilenerek bu bölgelerde de farkındalık yaratılması (çalışmalar başladı )

tüm bu projelerim şimdilik sponsorsuz devam ediyor ve işte tam da bu nedenle biter mi ? sonucuna  amacına varır mı? bilemiyorum. ama paylaşıyorum. artık sizler biliyorsunuz. tüm bunları MEY düşündü, çalıştı ve çalışıyor biliyorsunuz. 

şimdi sevgili küçük prens seven, okuyan, bilen dostlar; güzel enerjilerinizi gönderin ve dualarınızı ki  yalnız yolculuğumu tamamlayabileyim ve yıllardır olduğu gibi işe yarayacak bir projeyi bitirebileyim.  (tıpkı yıllar önce bir fotoğrafımın bir kız öğenci yurduna dönüştüğü gibi :)

küçük prensim ve tilkim yanımda heyecanla beni destekliyor.  bu süreçte yanımda olanlara selam olsun... 
küçük prens - tilkim ve mey

ışık ve sevgiyle ,

may 15 
  

24 Nisan 2015 Cuma

23 NİSAN ÇOCUK BAYRAMI - (ve büyükler için )



23 nisan ulusal egemenlik ve çocuk bayramı :) 




 Adı gibi felsefesi de ne güzel bir bayram.  Canım Atam yine bir ilk ve özel bir  bayram hediye etmiş bizlere. Tüm dünya çocuklarına. 

her geçen yıl coşkusu giderek azalsa da , etkisi çocuklardan çok büyüklere olsa da ( çünkü çocukken yaşadıkları coşkulu bayramları anımsıyorlar ve hüzünleniyorlar(!)   (bugün tüm facebook kendi çocuk fotoğraflarını paylaşan büyüklerle doluydu. (mey dahil - ama o arasıra yapar bunu) bayram yine de bayram. 
bayraklarımızı rahatlıkla asabiliyor ve elimizde taşıyabiliyoruz mesela. :) 

bugün gitmek zorunda kaldığım büyük avm de çocuklarına birazda olsa  zaman ayıran aileler gördüm mesela. ehh bu bile mutluluk sebebi.  yine de nasıl davranacağını bilemeyen bir garip ailelerdi gördüğüm.  aklıma benim yaşadığım  23 nisan çocuk bayramları geldi sonra. ( ben de böyle hikayeler anlatacakmıydım ... ahhh be ) 
okul bahçesinde toplaşırdık. aylarca hazırlandığımız son gösterilerin artık gösterilme anı gelip çatardı. nasıl büyük bir heyecan. boncuk gibi dizilirdik, dümdüz olmaya çalışıp. saygımız çok büyüktü hem bayrağa, hem törene hem öğretmene... 
güzel şiirler okurduk, marşlarda uygun adım yürümeye uğraşır, büyük bir ciddiyetle taşırdık bayrağımızı. 
güzeldi... çok güzeldi.. 

gelelim günümüze. bayram derken çocuklara , tüm dünya çocuklarına içim hiç coşkulu değil. yüzümde buruk  hüzünlü bi ifade. daha dün konuştuğum arkadaşımın anlattıkları üstüne pek bi bayram hali yok dünyada çocuklara. 
sevginin dili - rengi aynı
mesela daha bugün gördüm  boyundan büyük derme çatma bir el arabasına çöp toplayan çocuğun kaldırıma çıkamayışını, daha dün duydum afganistanda çocukların yaşadığı savaş travmalarını, daha çok yeni güneydoğuda gördüğüm çocukların gözlerindeki izler, daha çok yeni o tüm dünyada katledilen çocuklar. sadece cinayete değil, psikolojik işkencelere de. ya çocuk işçiler? hiç mi görmedik? sizler de  her gün görüyorsunuz işte. şimdi hafızalarınızı yoklayın ey büyükler. çok meşgul ve hep meşgul olan büyükler. 
sizce neyi duymak istemiyor çocuklar?


bi hatırlayın bakalım en son gördüğünüz çocuğun yüzünü. sonra aynaya bi bakın görüyor musunuz oradaki çocuğu? kalmış mı hiç bi iz geriye? umarım vardır az da olsa bir iz. 
bulursanız eğer nazikçe yaklaşın ona. elinizi uzatın ve güven verin. yaklaşırsa size sıkıca sarılın, özürler dileyin, sevdiğinizi fısıldayın . 
hayır hayır  haykırın hatta. 
sonra bırakmayın , gitmesine izin vermeyin.  
çünkü çocukluğunu unutmuş büyükler oldukça , bayram olmayacak dünya çocuklarına.



işte belki de bu yüzden yarın bi kitapevine gidip, şu günlerde pek de popüler olup en çok satanlar
raflarına da giren , antonie s. exupery imzalı bi küçük kitap almalı ve XXI. bölümden başlamalısınız belki de.
"küçük prens"
 evet , tam da o bölümden / neredeyse sonuna yakın yerinden kitabın. :) 
vaktiniz  var mı kendi çocukluğunuzla buluşmaya .....? bilemem....



"iyi bayramlar tüm dünya çocukları , iyi bayramlar çocukluğum" dedi  MEY 


tatlı Cecilia - çocuklar gülmeli










8 Nisan 2015 Çarşamba

"KÜÇÜK PRENS TENİMDE " projemin güzel hikayeleri


küçük prensiM



"küçük prens tenimde" proje çekimlerinden bir backstage
 Uzun süredir bloğuma yazı yazamıyordum yoğunluktan. Ancak bu sabah öyle güzel bir mail ulaştı ki yayınlamasam küçük prensim çok kızacaktı. Okurken mey - küçük prens ve tilkiM çok duygulandık , hatta ağladık bile.. 
"küçük prens tenimde"  fotoğraf projemin en güzel yanı  işte bu güzel hikayeleri.  Sizlerle bir tanesini aşağıda paylaşıyorum. 




* Merhaba, ben de projeye katılmayı gerçekten isterim küçük prensin benim hayatımda yeri bambaşka çünkü. Hikayenizi anlatın demişsiniz. Tam olarak nasıl anlatacağımı bilemedim. Küçük prensle tanışma hikayemi mi? 

Kusura bakmayın hemen yazamadım. Gaziantepte bir köyde öğretmenim ben. Bu aralar öğrenciler yüzünden biraz yoğundum geri dönmeyi unuttum. Siz istanbuldasınız sanırım. Ben istanbula geliyorum arada. Hikayemi de okuldan hemen gelince yazacağım size şu an okula gitmem lazım ve köy olduğu için okulda telefonum çekmiyor. Saat 1 den sonra yazacağım size kusura bakmayın tekrardan, görüşmek üzere ...

* Tekrardan merhaba :)

Öğrencilerime yarın ilettiğiniz selamınızı söyleyeceğim :) 
Ben hemen hikayeme başlayayım o zaman. Köy okulunu yazmamın ve Küçük Prensle tanışmamın temeli aynı yere çıkıyor aslında. Ben Mersinliyim ve Mersin Üniversitesinde okudum. Üniversite hayatımın en güzel tesadüfü bir vakıfla tanışmak oldu. Okula başladığım yıl içine girdim ve hala çıkmadım :) Aslında bahsetmemin bir sakıncası yok.  ....Vakfı var pek duyulmamış bir vakıf çünkü sosyal medyada paylaşım yok. 1. sınıftayken BU VAKIF ile beraber Türkiye'nin birçok yerindeki yatılı okullara gitmeye başladım. Çocuklara bilimi sevdirmeye yönelik etkinlikler yaptık, kütüphane kurduk, kitap sevgisi aşıladık, onlarla oyunlar oynadık ve onların yatakhanelerinde kaldık. Onlara akşam masallar okuduk. Ailelerinden uzakta geçirdikleri okul zamanında onlara sevgimizi ve ilgimizi verdik. Köy çocuklarının ne kadar masum olduğunu ben 4 yıl boyunca gittiğim projelerde gördüm. Bir Karadeniz projesi zamanında da Küçük Prensle tanıştım. Gittiğimiz okulların kütüphanelerine götürdüğümüz kitaplardan birisi de oydu. Boş bir etkinliğim sırasında masanın üzerinde Küçük Prensi gördüm. "Bu kitap ne güzel ya, ne bu?" dedim arkadaşlara. Üstelik sadece dışına bakarak güzel olduğunu anlamıştım :) 
hala kitabı okumayan var mı ki? dedi MEY
Arkadaşarım bana "Okumamış olamazsın dimi? dediler. Okumadığımı söyledim. Çok merak ettim kitabı. Onlar da küçükken okumuşlar ama anlamamışlar. Orda direk okumaya başladım ve daha en başında kitaba aşık oldum. Tabi ki ben bitiremeden zil çaldı ve etkinliğe gitmek zorunda kaldım. Geri döndüğümde kitap yoktu. Devam edebilmek için aradım ama bulamadım. Daha sonra Mersin'e döndüğüm zaman o kitabı aldım ve hepsini okudum. Bir öğrenci için bir kitaba 17 TL vermek zordur bilirsiniz. Ama hiç acımadım o paraya :) 2 sene önce tam da bu zamanlar Dövmemi yaptırdım. Bacağımda kuşlara ip bağlayıp uçan bir Küçük Prens var. Küçük prens benim için vazgeçilmez bir şey. Sadece sevmek değil. Her okuduğumda bambaşka şeyler anlatıyor bana. Nasıl bir ruh halinde olursam olayım beni yatıştırıyor. Vücudumda taşımam gerektiğini düşündüm hep ve 2 sene önce yaptırabildim sonunda. Neden bu model diye soruyorum kendime. Hiç düşünmeme gerek yoktu yaptırmam gerekenin bu olduğunu biliyordum. Uçan bir Küçük Prens, her yere gidebilen, özgür...

Hikayemin en önemli parçası da bu  VAKIF ta erkek arkadaşımla tanışmam oldu. Küçük prens gibi sarı :) 
O İstanbul'da ben Mersin'de ayrı kaldık. Bana bir resim çizip gönderdi. Bana ilk çizdiği resimdi ve Küçük Prensti. Arkasında da "Ayrı yerlerde iki insan, aynı yıldız" yazıyordu. Biz birbirimizden ayrıyken hep diyorduk ki "Ayrı yerlerdeyiz ama aynı gökyüzüne bakıyoruz." ve küçük Prensin Yıldızı diye bir yıldız belirlemiştik kendimize. Özlediğimizde o yıldıza bakıyorduk. Size yazdıkça aklıma gelen o günler de beni duygulandırdı sanırım :) Erkek arkadaşım bana Sahaflarda eski küçük Prens kitabı aldı kaç kez, başka dillerde :) biz bir araya gelelim Küçük Prens kitapları toplayacağız diyoruz :) İnşallah bu yaz bir araya gelip bir daha ayrılmayacağız :) 

Not: Bu VAKFI  isterseniz araştırabilirsiniz.  X.Y. ve Z. Üniversitelerinde olan bir topluluk ve tek önemsediği şey çocuklar ve bilim :) Hiçbir siyasi fikir içermez, bağışlarla ayakta durur ve amatördür. Gönüllü olarak çocukların ablası, abisi olan üniversite öğrencileri ayakta tutar bu topluluğu bir arada. Temeli de sevgidir :)

Aslında daha çok yazarım ama sanki tüm konular birbiriyle bağlantılı :) Destan yazıp sıkmak istemiyorum sizi :) Çok teşekkür ederim dinlediğiniz için. Çok güzel bir şey düşünmüşsünüz. Kolay gelsin size, görüşmek üzere :) Kendinize çok iyi bakın. Sevgilerle...

E.D.